SINIF BİLİNCİ VE SINIF SAVAŞIMI

Sınıf bilinci ve savaşımını kısıtlayıcı ilişki ve eğilimlerin en önemlileri arasında emek gücünün gittikçe artan parçalanması (ve çıkarların parçalanması), kurumsal ırkçılık, cinsiyetçilik, ulusçuluk gibi işçileri bölme yolları, bilinç endüstrisindeki çok büyük genişleme (tüm yaygın medyanın kapitalist mülkiyeti), geniş bir kesim tarafından her türlü radikal reform girişiminin distopyacı bir örneği olarak görülen Sovyet biçimi sosyalizmin yayılması ve başarısızlığı yer alır.

Sınıf savaşımı, sağdan ve soldan pek çok yorumcunun belirttiğinin tersine, öznel ve bilinçli olarak seçilen bir sınıf davranışı değildir. Daha çok, "sınıfların hareket biçimidir" (Kanadalı-Amerikalı ruhbilimci Bill Lavant). Yani sistemde yerler ve işlevler var; yabancılaşmış toplumsal ilişkilerde bu işlevleri gerçekleştiren insan grupları var: sınıflar. İşte sınıf bilinci, kimi başka ortak özellikleri de geliştirmeye eğilimli bir sınıfın, öteki sınıflarla, sınıf çıkarlarının gerçekleşmesinin koşulları ve olanakları üzerinden girdikleri etkileşim içerisinde nasıl bir durum aldığıdır. Sınıfın yaptığı her şey ya da başına gelen şeyler, öteki sınıflara göre gücünü doğrudan ve dolaylı biçimde etkileyen şeyler sınıf savaşımı kapsamındadır. Böyle bakıldığında sınıf savaşımı Gramsci'nin mevzi savaşı ismini verdiği şeyi, yani elde edilen kazanımların getirdiklerini ve yitiklerin götürdüklerini olduğu kadar; elde edilen (ya da yitirilen) şeylerin doğrudan bir çatışmayı alevlendirmeye hizmet ettiği anları da içine alır. Bu her iki "savaşım" da toplumun bütün alanlarını kasıp kavurmaktadır.

Marx, kötüleşen ekonomik koşullar ile sosyalist devrim umutlarının artması arasında sıkı bağlantı görüyordu. Ancak bu bağlantı doğrudan ve zorunlu değildir, muhtemelen sınıf bilincinin gelişmesini kolaylaştıran ve ortaya çıkmasını olanaklı kılan bir bağlantıdır. İşçileri tam bir sınıf bilincine sürükleyen nesnel güçler daha baskın duruma geldikçe herhangi bir işçinin eski bakış açısını sürdürmesi zor olacaktır (ama pekçok işçi eski bakışı sürdürebilir yine de).

Sınıf bilincinin önemsenmeyen yanlarından biri, onun hızlıca gelişebilmesi ve hızlıca yitmesidir. Bu önemsememenin arkasında büyük ölçüde sınıf bilincinin oluş sürecini, oluştuğu anda ne olduğunun merkezine yerleştirmemek bulunmaktadır. Tek tek işçiler bilinçlerini sözcüklere dökemeyebilir, bunun ne olduğunu bilmeyebilir ya da sezemeyebilir. Yani sınıf bilinci, bireylerin tek tek sahip olduğu bir şey değildir; öteki işçilerle birlikte bir grup içindeyken, gruba özgü sorunlar ve durumlarla baş ederken anlam verdiği ya da parçası olduğu bir şeydir.

Özellikle anlayış değişikliği, gruptan güçlü biçimde etkilenir. Bireylerin, içinde bulundukları grupla belirli derecedeki özdeşmişliği göz önüne alındığında, kendi anlayışlarını bu grubun yönelimin e uygun biçimde değiştirmeleri, kendi kendine olduklarından daha kolay olur (tutucu dönemlerde grubun etkisi ters yönde de olabilir). Örneğin işbırakımı (grev) söz konusu olduğunda, işçilerin tek başlarına sergiledikleri tutumla, sendika toplantısında grup olarak sergiledikleri tutum farklı olabilmektedir. Bunun için sendika yöneticileri işbırakımı oylamasının açık, işverenler gizli yapılmasını ister.

İşçiler arasında yapılan araştırmalarda, her bireyin görüşünün "işçi sınıfının bir bireyinin" görüşüymüş gibi ele alınması yanlıştır. Ahmet ya da Fatma, geçim için işçi olmuş kişilerdir, sınıfın üyesi olmamaları yüksek bir olasılıktır. Doğru sonuç almak için, en azından soruların, bir sınıfın üyesi olduklarını vurgulayarak söylenmesi gerekir.

Sınıf bilincinin oluşmasını bazan işçi grubu da engelleybilir. Bütün sınıfın içinde bulunduğu "yabancılaşma" ilişkilerinden kaynaklanan ayrışmışlık ve güçsüzlük duygusu engellerden biridir. İşçilerin her biri eşzamanda değişik ırk, ulus, cinsiyet gibi gruplara da üyedir ve kişisel deneyimlerinden kaynaklanan değişik nitelikleri vardır. Bu farklı üyelik ve nitelikler de işçilerin sınıf düşünüşüne katılmalarını güçleştirebilir.

Bir sınıf, hak ettiği partiyi elde edebilir ya da gereksediği partiyi kendisi kurabilir. Ancak bir parti tek başına asla kendisine uyan bir halk yaratamaz.

Pek çok kişi ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırır. "Marksistler" ise ormana bakmakta ağaçları görmez; bütüne ilişkin genellemelere ulaşmak isterken bireyleri hafifser, görmezden gelir.
1987'de yazılmış. Betell Ollman, Diyalektik Soruşturmalar içinde
---
Abraham Lincoln'un demokrasi tanımı: "İnsanların, insanlar tarafından ve insanlar için yönetilmesi." Dick Gregory: "Eğer demokrasi bu denli iyi bir şeyse, o zaman daha çoğuna sahip olalım." Amerikan Sosyalist Partisi'nin önderi Protestan papaz Norman Thomas'ın sosyalizm (toplumculuk) tanımı: "Demokrasiyi yaşamın her noktasına değin genişleten toplum biçimi." Bertell Ollman: "Amacımız, bütün yaşamı basketbol kadar ilginç, adil, dayanışmacı ve eğlenceli duruma getirmek."

Nobel Barış Ödülü sahibi Elie Weisel: "Bazen elimiz taşın altına koymalıyız. İnsan yaşamı çekince altında, insan onuru darboğazdayken, ulusal sınırlar ve duyarlıklar geçersiz duruma gelir. Ne zaman bir yerlerde kadınlara ya da erkeklere ırkından, dininden ya da politik görüşlerinden ötürü zulmediliyorsa, o yer o anda evrenin merkezi yapılmalıdır."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.