5 Mart 2012 Pazartesi

BU MECLİSİN ANAYASASI

Bu Meclis Anayasa Yapabilir mi?

TBMM’nin anayasa yapıp yapamayacağı tartışılmıyor gibi görünüyor. Görünüşte herkes ya da çoğunluk, “Bu Meclis anayasa yapabilir” diyor. Ancak arka planda çatışma var, çünkü bütün partiler birbirinden korkuyor. Uzlaşma Komisyonu, bir türlü uzlaşıp bir sonuca varamadı. Partiler korkularını doğrudan dile getireceklerine, dolaylı yoldan engeller çıkarıyor.
Yasal olarak bu TBMM’nin anaysa yapmasına hiçbir engel yok. Evet, bir anayasa hazırlayıp halk oylamasına sunabilir. Ama bu özlenen anayasa, Türkiye’yi 12 Eylül ortamından çıkaracak, her bakımdan ileriye götürebilecek anayasa olabilir mi? İşte bu kuşkulu, dahası olanaksız görünüyor. Bunun birçok nedeni var:

1) TBMM üyeleri, genel başkanların askerleri olacak adaylar arasından seçildi. Görevleri, Meclisin anayasa hazırlama dışındaki çalışmalarında, iktidar partisinden ise hükümete, muhalefet partisinden ise genel başkana koşulsuz destek vermektir. İçlerinde anayasa ve hukuk konusunda bilgili kişiler olsa bile, anayasa hazırlama sırasında farklı davranışta bulunmayacaklardır.

2) TBMM’nin normalde yapması gereken birçok görevi var. Bunların arasında, görevlerinin bütününe eşdeğer bir görevi hakkıyla yerine getirmesi beklenemez, çünkü anayasa hazırlığı çok zaman alıcıdır, çok emek ister.

3) Aşırı kutuplaşma yıllardır sürmektedir. Muhalefet bundan vaz geçmemektedir, ama iktidarın da kutuplaşmayı giderme girişimi olmamaktadır. Türkiye’nin önemli bir sorunu olan Kürt-PKK sorununun bir yanı olan BDP ile AKP uzlaşmazlık içindedir. Erdoğan, Baykal’dan daha ılımlı olan Kılıçdaroğlu’nu uzlaşmazlığa itmek için elinden geleni yapıyor. Bu kutuplaşmadan uzlaşma ve toplumun isteğini yansıtacak bir anayasa çıkmaz.

Herhangi bir anayasa değil de geleceğe hizmet edecek iyi bir anayasa yapmak isteniyorsa, bir Anayasa Hazırlama Meclisi (AHM) oluşturulmalıdır. AHM’de TBMM’den kimse olmamalıdır, yine partilerin gireceği seçimle ya da partilerin kendi içlerinde yapacağı seçimle üyeleri belirlenebilir (örneğin 150 kişi). AHM’ye ayrıca üniversitelerden, kitle örgütlerinden temsilciler alınabilir. AHM’ye girecek parti temsilcilerini büyük olasılıkla genel başkanlar belirleyecektir. Ancak bu üyelerin özellikleri, TBMM üyelerinin özelliklerinden farklı olacaktır.

Yeni Anayasa Nasıl Olmalı?


Anayasanın nasıl olması gerektiğine gelince, geçmişten dersler almak gerekir, ama geçmişe tepki göstererek anayasa hazırlanmaz. Tepki anayasalarının yaşam süresi kısa olur.
Geçmişten alınacak bir öğrenek şudur: Demokrasi bir gün herkese yarar. Bir zamanlar iktidar partisi demokrasi yokluğundan yakınıyordu, şimdi muhalefet partileri yakınıyor. Kuşkusuz herkes “kendine demokrat”, ama herkes için demokrasi herkese yarar, iktidara da muhalefete de.

Geçmişten alınacak ikinci öğrenek şudur: Özgür ortam da herkes görüşlerini açıklayabilir, tartışabilir, birbirini ikna edebilir. Özgür ortamda demokrasi ve hukuk dışı yollara başvurmayı kimse düşünmez. Özgürlükler, eşit olarak herkese tanınırsa, herkes özgür olacaktır. Herkesin özgür olduğu ortamda kimseye zarar gelmez. Özgürlükleri kısıtlamaya başladığınız zaman, kısıtlamanın sonu gelmez ve kısıtlamadan herkes zarar görür.
Üçüncüsü, anayasanın dili herkesin kendine göre yorumlayacağı biçimde olmamalıdır. Maddeler, cümleler kısa ve açık (tek anlamlı) olmalıdır.

Dördüncüsü, anayasa toplum yaşamıyla ilgili her konuyu düzenlemeye kalkmamalıdır. 12 Eylül anayasası, her konuya ayrıntılı girdiği için sık sık değiştirildi. Anayasa uluslararası hukuk kurallarıyla temel ilkeleri belirlemeli; ayrıntıları, dahası birçok konuyu yaslara bırakmalıdır. Koşullar değiştiğinde TBMM yasaları değiştirebilir, her konuda anayasayı değiştirmeye gerek kalmaz.
Gerek kalkınma ve ekonomi, gerek toplumsal ve kültürel yaşam konusunda değişik görüş ve yöntemler vardır: muhafazakâr, liberal, sosyal-demokrat, karma, bg. Anayasada her konuda kesin kurallar konulması, iktidara gelecek partilerin propagandasını yaparak halktan yetki aldıkları programlarını uygulamalarının önünde engel oluşturacaktır. O zaman da anayasayı değiştirme gündeme gelecektir. Oysa belli bir görüş doğrultusunda (Kemalist, konservatif, bg) keskin kurallar konmazsa, değişen koşullara göre değişik bir partinin iktidara gelerek değişik yöntem uygulayabilmesinin önü açılır.

Dördüncüyle bağlantılı olarak, anayasanın çok uzun olmaması beklenir. Her yurttaş anayasayı kolayca, çabukça okuyabilmeli, anımsayabilmelidir.


3 Mart 2012 Cumartesi

KURULTAY SONRASI CHP


Medyanın kendisine pek yer vermemesinden yakınan CHP, son günlerde epey medyatik oldu. Söz vermesine karşın tüzüğü değiştirme yönünde adım atmayan Genel Merkez, delegelerin yeterli imza toplaması üzerine kurultayı toplamak zorunda kaldı. Ancak Kılıçdaroğlu, "Kurultay toplanacaksa ben toplarım" deyip "baskın" bir kurultay düzenledi; "Tüzük değişecekse, benim istediğim gibi değişir" stratejisini uyguladı. Kurultayda herkesin derdi delege sayısıydı. Çünkü her zamanki gibi sayılar yarışıyordu, medya da önce bu sürtüşmeyi yansıttı. Çok sayıda kurultay yapmasına karşın iç sorunlarını çözemeyen CHP, yine çözemeden yeni kurultaylara doğru yelken açtı.

Tüzük kurultayları
Anti demokratik buldukları tüzüğü hazırlamış olan Deniz Baykal, Önder Sav ve Hakkı Suha Okay’ın "demokratik tüzük" isteğiyle ortaya çıkması kimseye inandırıcı gelmedi. Tüzük konusundaki bu çatışma Baykal ile Sav’ın bir zamanlar bu partiyi yanlış yönettiğinin, parti içi demokrasinin olmadığının bir belirtisidir. Başa gelen kanadın öteki kanatlara olanak tanımadığı bir partiydi CHP.

CHP tüzüğü bütünüyle değişmedi, bazı düzeltmeler yapıldı, Genel Merkez ve Genel Başkan'ın yetkileri korundu. Eski tüzük partinin ilk amacını “ülkenin güvenliği ve bütünlüğünü korumak“ olarak tanımlıyordu. Yeni tüzükte ilk amaç “insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan bir düzen oluşturmak“ oldu. %33 kadın kotası kondu. Seçimlerde adayların temel olarak önseçimle belirlenmesi ilkesi getirildi. Yeni tüzük daha demokratik kuşkusuz. Umarım öteki partiler etkilenir, örneğin ‘önseçim’ kuralını uygulamaya başlar.

Tüzük değişikliği ve Kılıçdaroğlu’nun iki yıla yakın dönemde yaptıkları CHP’nin değişmesinden yana olanlarda doyum sağlamadı. Kılıçdaroğlu parti içi dengelerden ötürü akşam bir yönde, sabah öbür yönde konuşmak zorunda kaldı, “Yeni CHP” söylemi inandırıcı olmadı. Kılıçdaroğlu'nun kurultay konuşmasındaki Atatürk-İnönü-Tarihi CHP atıflarına, popülist ifadelere bakarsak CHP içinde görüş ayrılığı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü karşı taraf da Atatürk-CHP diyerek muhalefet yapıyor. Sanki tartışma en Kemalistlerle az Kemalistler arasında oluyor. Kürt sorununun yine adını vermedi, "Güneydoğu'da 30 yıldır var olan sorun" dedi. Öte yandan Kılıçdaroğlu konuşmasında, AKP yanında, CHP’nin eski “ötekileştirici” davranışlarını eleştirerek güçlü demokrasi vurgusu yaptı. Kadınların giysileri ve etnik kimlikleri yüzünden dışlanmasına karşı çıktı.

Muhalifler ‘Yeni CHP’ sözünden hoşlanmıyor, Önder Sav “hakiki CHP’liler”den söz etti. Muhalifler partiye alınan liberalleri, Dersim katliamını gündeme taşıyan milletvekili Hüseyin Aygün’ü düşman olarak görüyor. Alevileri, akademisyenleri küçümsüyorlar. Buna karşılık, “CHP’nin genleri” kavramını vurgulayan Önder Sav, Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarını “demokrasiyi çoğaltmak adı altında cumhuriyeti azaltmakla” suçladı!

Kılıçdaroğlu’nun “Partiye zarar vereni affetmem, yıpratan bedelini öder. Kişisel tartışmalarını sürdürme isteğinde bulunanları affetmeyeceğim” sözleri, bir tasfiye hareketi olup olmayacağı tartışmasını başlattı. Gürsel Tekin ise “CHP’de muhalefet bitmez, hiç bitmedi. Ancak bugünden sonra bir tasfiye yaşanmaz. Bunun teminatı Genel Başkan’dır.” dedi. Bir bakıma muhalefet tasfiye sürecine girmiştir. Ancak önemli olan gücünü artırmış Kılıçdaroğlu'nun, bu kamburdan kurtulduktan sonra, o kambur politikayı, tarihi CHP mirasını sürdürüp sürdürmeyeceğidir.

CHP ne yapacak?
CHP, iç yapısını halka izlettiren tek partidir. Herkes CHP içindeki hizipleri, liderleri, parti-içi grupların genel merkezi niçin eleştirdiğini bilir, çünkü "Kol kırılsın, yen içinde kalsın" denmez. Bir siyasi parti hangi organlarda oluşur; parti tüzüğünün önemi gibi konularda yurttaşların bilgisi olur. Öteki partilerde (genellikle sağ gelenek partileri) sadakat (bağlılık) kültürü egemendir ve iç gerilimler kurultaydan önce çözülür. Bu durum, CHP’nin çok iyi yönetildiği, partide hiçbir sıkıntı olmadığı anlamına gelmiyor. Seçim öncesi süreçte yakaladığı rüzgâr durdu. 33 ilde milletvekili çıkaramadı, son kamuoyu yoklamalarına göre tabanının yaklaşık yüzde 60’ı iktidar olacağına inanmıyor. Saydam tek parti olan CHP seçim kazanamıyor (keşke ikisi bir arada olsa!). Ne yazık ki saydamlık ve her görüşe söz hakkı vermek halk indinde olumlu anlama gelmiyor, evdeki kavgayı sokağa taşıyanları beğenmiyor, güvenilmez buluyor.

CHP’nin asıl hedefi, ‘etkili ve inandırıcı muhalefet’ olmalı. Örneğin CHP liderinin ortaya attığı «post-modern diktatörlük» sloganı tutmadı. Hükümetin demokrasi ve özgürlükler alanında eleştirilmesi gereken bir çok uygulaması var; ancak halkı Türkiye’de «totaliter rejim» ya da «diktatörlük» olduğuna inandırmak olanaksız. Önemli olan politikalarının altını doldurmasıdır. Örneğin, “Türbanlıları ötekileştirmeyin, etnik kimlikleri dışlamayın” gibi sözler çok güzel. Ama partinin laiklik ve ulus tanımları bu sözlere ters. Eski mirası yadsımayan, son yirmi yılıyla hesaplaşmayan CHP, 2011’deki oy oranının altına inecektir.