Medyanın kendisine pek yer vermemesinden yakınan CHP, son günlerde epey medyatik oldu. Söz vermesine karşın tüzüğü değiştirme
yönünde adım atmayan Genel Merkez, delegelerin yeterli imza toplaması üzerine kurultayı toplamak zorunda kaldı. Ancak Kılıçdaroğlu, "Kurultay toplanacaksa ben toplarım" deyip "baskın"
bir kurultay düzenledi; "Tüzük değişecekse, benim istediğim gibi değişir" stratejisini uyguladı. Kurultayda herkesin derdi delege sayısıydı. Çünkü her zamanki gibi sayılar
yarışıyordu, medya da önce bu sürtüşmeyi yansıttı. Çok sayıda kurultay yapmasına karşın iç sorunlarını çözemeyen CHP, yine çözemeden yeni kurultaylara doğru
yelken açtı.
Tüzük kurultayları
Anti demokratik buldukları tüzüğü hazırlamış olan Deniz Baykal, Önder Sav ve Hakkı Suha Okay’ın "demokratik tüzük"
isteğiyle ortaya çıkması kimseye inandırıcı gelmedi. Tüzük konusundaki bu çatışma Baykal ile Sav’ın bir zamanlar bu partiyi yanlış yönettiğinin, parti içi demokrasinin olmadığının
bir belirtisidir. Başa gelen kanadın öteki kanatlara olanak tanımadığı bir partiydi CHP.
CHP tüzüğü bütünüyle değişmedi, bazı düzeltmeler yapıldı, Genel Merkez ve Genel Başkan'ın yetkileri korundu.
Eski tüzük partinin ilk amacını “ülkenin güvenliği ve bütünlüğünü korumak“ olarak tanımlıyordu. Yeni tüzükte ilk amaç “insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne
dayanan bir düzen oluşturmak“ oldu. %33 kadın kotası kondu. Seçimlerde adayların temel olarak önseçimle belirlenmesi ilkesi getirildi. Yeni tüzük daha demokratik kuşkusuz. Umarım öteki
partiler etkilenir, örneğin ‘önseçim’ kuralını uygulamaya başlar.
Tüzük değişikliği ve Kılıçdaroğlu’nun iki yıla yakın dönemde yaptıkları CHP’nin değişmesinden yana olanlarda doyum
sağlamadı. Kılıçdaroğlu parti içi dengelerden ötürü akşam bir yönde, sabah öbür yönde konuşmak zorunda kaldı, “Yeni CHP” söylemi inandırıcı olmadı. Kılıçdaroğlu'nun
kurultay konuşmasındaki Atatürk-İnönü-Tarihi CHP atıflarına, popülist ifadelere bakarsak CHP içinde görüş ayrılığı olduğunu söyleyemeyiz. Çünkü karşı
taraf da Atatürk-CHP diyerek muhalefet yapıyor. Sanki tartışma en Kemalistlerle az Kemalistler arasında oluyor. Kürt sorununun yine adını vermedi, "Güneydoğu'da 30 yıldır var olan sorun" dedi.
Öte yandan Kılıçdaroğlu konuşmasında, AKP yanında, CHP’nin eski “ötekileştirici” davranışlarını eleştirerek güçlü demokrasi vurgusu yaptı. Kadınların giysileri ve etnik
kimlikleri yüzünden dışlanmasına karşı çıktı.
Muhalifler ‘Yeni CHP’ sözünden hoşlanmıyor, Önder Sav “hakiki CHP’liler”den söz etti. Muhalifler partiye alınan liberalleri,
Dersim katliamını gündeme taşıyan milletvekili Hüseyin Aygün’ü düşman olarak görüyor. Alevileri, akademisyenleri küçümsüyorlar. Buna karşılık, “CHP’nin
genleri” kavramını vurgulayan Önder Sav, Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarını “demokrasiyi çoğaltmak adı altında cumhuriyeti azaltmakla” suçladı!
Kılıçdaroğlu’nun “Partiye zarar vereni affetmem, yıpratan bedelini öder. Kişisel tartışmalarını sürdürme isteğinde bulunanları
affetmeyeceğim” sözleri, bir tasfiye hareketi olup olmayacağı tartışmasını başlattı. Gürsel Tekin ise “CHP’de muhalefet bitmez, hiç bitmedi. Ancak bugünden sonra bir tasfiye yaşanmaz.
Bunun teminatı Genel Başkan’dır.” dedi. Bir bakıma muhalefet tasfiye sürecine girmiştir. Ancak önemli olan gücünü artırmış Kılıçdaroğlu'nun, bu kamburdan kurtulduktan sonra, o
kambur politikayı, tarihi CHP mirasını sürdürüp sürdürmeyeceğidir.
CHP ne yapacak?
CHP, iç yapısını halka izlettiren tek partidir. Herkes CHP içindeki hizipleri, liderleri, parti-içi grupların genel merkezi niçin
eleştirdiğini bilir, çünkü "Kol kırılsın, yen içinde kalsın" denmez. Bir siyasi parti hangi organlarda oluşur; parti tüzüğünün önemi gibi konularda yurttaşların
bilgisi olur. Öteki partilerde (genellikle sağ gelenek partileri) sadakat (bağlılık) kültürü egemendir ve iç gerilimler kurultaydan önce çözülür. Bu durum, CHP’nin
çok iyi yönetildiği, partide hiçbir sıkıntı olmadığı anlamına gelmiyor. Seçim öncesi süreçte yakaladığı rüzgâr durdu. 33 ilde milletvekili çıkaramadı,
son kamuoyu yoklamalarına göre tabanının yaklaşık yüzde 60’ı iktidar olacağına inanmıyor. Saydam tek parti olan CHP seçim kazanamıyor (keşke ikisi bir arada olsa!). Ne yazık ki saydamlık ve
her görüşe söz hakkı vermek halk indinde olumlu anlama gelmiyor, evdeki kavgayı sokağa taşıyanları beğenmiyor, güvenilmez buluyor.
CHP’nin asıl hedefi, ‘etkili ve inandırıcı muhalefet’ olmalı. Örneğin CHP liderinin ortaya attığı «post-modern diktatörlük»
sloganı tutmadı. Hükümetin demokrasi ve özgürlükler alanında eleştirilmesi gereken bir çok uygulaması var; ancak halkı Türkiye’de «totaliter rejim» ya da «diktatörlük»
olduğuna inandırmak olanaksız. Önemli olan politikalarının altını doldurmasıdır. Örneğin, “Türbanlıları ötekileştirmeyin, etnik kimlikleri dışlamayın” gibi sözler çok güzel.
Ama partinin laiklik ve ulus tanımları bu sözlere ters. Eski mirası yadsımayan, son yirmi yılıyla hesaplaşmayan CHP, 2011’deki oy oranının altına inecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.