Çözüm süreci
Kürtlerin başkaldırma hareketlerinin sayısının 29-30 olduğu
söyleniyor. Sonuncusu dışında hepsi yenilgiyle sonuçlanmış. Bu hareketleri Türk
aydınları, Türk emekçileri desteklememiş; Kürtlerin isteklerinin haklı olduğunu
söylememiş. Sonuncusu, zafer kazanamasa da yenilgiye de uğramadan sona erecek
gibi görünüyor. Öncülerinin Türkiye solu içinden çıkması nedeniyle sosyalist
solun hoşgörü ve yakınlığını kazandıysa da bu hareket de Türk solunun desteğini
alamadı.
Dahası, ulusalcı sol (CHP, İP, bg) onun karşısında yer aldı.
Ulusalcı sol, kendi milliyetçiliğini olağan kabul edip, PKK hareketini
milliyetçi olmakla suçladı. Kürt başkaldırı hareketine hiç destek vermezken, hareketin
gelişmiş kapitalist devletlerden destek almasını “emperyalizm uşaklığı” olarak
niteledi. CHP’yi sosyal demokrasiye yöneltmesi beklenen Kılıçdaroğlu, tersine
Kemalist ulusalcılığa yönelerek Baykallaştı. Hem Alevilerin sorunlarına, hem
Kürtlerin sorunlarına yabancılaştı. Öğündüğü parti literatüründe yer alan
belgelerin bile tersine şeyleri savunup, ters davranışlara girdi.
AKP’nin her yaptığına kaygıyla bakan, her yaptığına “olmaz”
diyen endişeli sol, şimdi girilen çözüm sürecine de “hayır” diyor.
Endişeli-modernist-sol, sorunların ayırdında, ama sorunları AKP’nin çözmesini
istemeyerek on yıldır, var olan durumun, bozuk düzenin yanında yer almaktadır.
Türk-Kürt sorununu çözme girişimini, ABD’nin BOP planına, dahası 100 yıllık
emellerine bağlamaktadır. Dünyada her şey değişirken, ABD’nin 100 yıl önceki
planını aynen savunup uygulamaya girişecek denli aptal olduğunu sanmak akıllılık
değildir. Daha yeni olan BOP bile Arap ayaklanmaları nedeniyle eskidi,
yürürlükten kalktı. ABD’nin, CIA’in yeni planları vardır, ama öyle bir şeyin
varlığından söz etmiyor ulusalcı sol.
Yüzyıllardır devlet kuramayan Kürtler (kısa süreli Mahabbat
Cumhuriyeti’ni istisna kabul edersek), Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra da, İkinci
Dünya Savaşı’ndan sonra da, Irak Savaşı’ndan sonra da büyük kapitalist devletlerin
ayrı devlet kurma planlarında yer almadı. Ama ulusalcı solcular, bir plan
varmış gibi Güneydoğuda savaşın sona ermesine karşı çıkıyor. Ulusalcı sola
göre, savaş varsa emperyalizmin oyunu, barış olacaksa o da emperyalizmin oyunu.
Ne olmalı peki? Hep var olan durumun (statükonun) yanında yer almak, değişime
karşı çıkmak solun görüş ve tutumu olamaz.
Bir yakınını bu savaşta yitirmiş olanların, kan davası gibi
yanlış bir yol gütmesine ruhbilim bir açıklama getirebilir. Milliyetçi-ulusalcı
olanların kan davası gibi yanlış bir yol gütmesine ise yalnız ırkçılık bir
açıklama getirir (ırkçılık ile milliyetçilik arasına sınır çizebilen var mı?).
Herkesin bildiği gibi “en kötü barış en iyi savaştan daha
iyidir”, barışı sağlayanlar gelişmiş kapitalist devletler olsa da.
İslamcılık
Eşzamanda süren öbür süreç ise İslamcı yönetim altında
yürüyen anayasa değişikliği ve kurulmak istenen başkanlık sistemidir.
İslamcılıkta din ile devlet (politika) birbirinden ayrılmamış durumdadır. Yani,
Dilek Zaptçıoğlu’nun da yazdığı gibi, İslamcılık dünya işleriyle çok yakından
ilgilidir. Ancak kendilerini Allah’ın yeryüzündeki temsilcileri olarak gören
İslamcılar, dünya işlerini din kurallarına göre düzenlemek istiyor. Hz.
Muhammed’den beri çok artırılıp katılaştırdıkları din kurallarını Allah’ın
emirleri gibi ortaya sürerken, bu kuralları irdeleyen, araştıran yazı ve
konuşmalara tahammülleri hiç yok. Dolayısıyla İslamcılık ideolojisi, diktatörlük
rejimlerini kurulmasına üstyapıda temel olmaktadır.
AKP’nin, daha doğrusu Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemi,
ideolojik temelini İslamcılıktan almaktadır. Erdoğan, Mursi’nin uygulamak
istediği (şimdilik tepkiler nedeniyle tam uygulayamıyor) otoriter başkanlığı
kurmayı amaçlıyor, nispeten demokratik olan ABD tipi başkanlığı değil.
Başbakanlıktaki davranışları, özgürlükçü olmadığını, başkan olursa demokratça
davranmayacağını göstermektedir.
Başkanlık sistemin karşı çıkan muhalefet, anayasa yazım sürecinde
sürekli kısıtlamalar önermektedir. Yani başkanlık sistemi olmasa bile,
muhalefetin istediği biçimde çıkabilecek yeni anayasanın özgürlükçü demokrat olmayacağı
açıktır. Özgürlüklerin ve demokratik uygulamaların kısıtlanması toplumun birçok
kesimine zarar verecektir, oysa özgürlüklerin tanınması kısıtlamacı
milliyetçilere hiçbir zarar vermeyecektir. Toplumu kendi beğendikleri çuvala
sokmak isteyen ulusalcı ve milliyetçi-dinci kesim, yeni sorunlara yol açma
hazırlığındadır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.