21 Ekim 2012 Pazar

TÜRK BAHARI


ARAP BAHARI
Bir yıldır Arap Baharı yaşıyoruz, Suriye’de “Bahar” sürüyor. Genel olarak İslam ülkelerinde ve Ortadoğu çevresinde görülen bahar eylemlerinin Türkiye’ye yansıyabileceği söylendi. Bir “Türk Baharı” bundan sonra yaşanabilir mi?
Arap ülkelerindeki hareketler özgürlük isteyenlerce başlatıldı. Laik otoriter yönetimlere karşı yürütülen bu hareketler dirençli biçimde sürdü. Yönetimdekiler bırakıp gitmek zorunda kaldı. Ancak laik otoriter yönetimlere karşın örgütlü varlıklarını sürdüren dinci kesim yeni yönetimi ele geçirdi ya da yönetimde en büyük söz sahibi oldu. Bu ülkelerdeki hareketlilik bütünüyle durmuş değil, yani yönetimler statik bir duruma ulaşamadı. Ancak bugün Irak’tan Tunus'a dek bütün Arap ülkelerinde dindar muhafazakâr topluluklar devlete egemen durumda.
Bu durumu olağan karşılamak gerekir. Otoriter laik yönetimler, azınlığa dayanıp zorla iktidarda duruyorlardı. Toplumun büyük kesimi ise laikliği değil, şeriatı ya da dine uygun kamusal ve özel yaşamı savunuyordu. Uzun süredir boyun eğen bu kesim, laik devletin bütün denetim ve baskısına karşın yok olmamış, azalmamıştı. Laik ama özgürlükçü kesim de baskı altında idi, ancak dağınık ve azınlıktı. Yönetim boşluğu ortaya çıkınca, örgütlü dinci kesim hemen boşluğu doldurdu.
TÜRK BAHARI
Türkiye’de nasıl bir yönetim var? Baharı yaşayan Arap ülkelerinin yeni yönetimlerine oranla daha ılımlı da olsa da dinci, muhafazakâr bir yönetim var. Üstelik bu yönetim oturmuş, devlete tümüyle egemen olmuş bir yönetim. Öyleyse Arap Baharı benzeri bir kalkışmaya gerek var mı?
Gerek yok, çünkü aslında Türk Baharı 2002 yılında seçim sonuçlarıyla birlikte başladı. Türkiye’de de devletin din anlayışından farklı düşünen ve davranan dinci kesim denetim ve baskı altında tutuluyordu. Toplumda çoğunluğa sahip olan bu kesim uzun süren çalışmalar sonucu, açık olmasa da gelişti, örgütlendi, büyüdü. 22 Şubat’ta bir darbe yediyse de çabuk toparlandı, daha ustaca yürüttü çalışmalarını seçimde ezici bir çoğunlukla tek başına iktidara geldi.
Bundan sonra özgürlükçü kesimi yanına alarak laik kesimle nispeten sert bir mücadele yaşadı ve mücadeleden galip çıktı. Özgürlükçüleri bir yana iten dinci yönetim artık dine uygun kamusal ve özel yaşamı yerleştirmek için çabalara başladı: Çamlıca’ya çok büyük cami, kürtaj ve sezaryene yasaklama, ilkokullarda dini eğitim, imam hatip okullarının yaygınlaştırılması, çeşitli belediyelerde içki içmeye yasaklar, bg.
Sonuç olarak, Türkiye’de dinci kesim açısından bir “Türk Yazı” yaşanıyor diyebiliriz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.