ARAP BAHARI
Bir yıldır Arap Baharı yaşıyoruz, Suriye’de “Bahar” sürüyor. Genel olarak
İslam ülkelerinde ve Ortadoğu çevresinde görülen bahar eylemlerinin Türkiye’ye
yansıyabileceği söylendi. Bir “Türk Baharı” bundan sonra yaşanabilir mi?
Arap ülkelerindeki hareketler özgürlük isteyenlerce başlatıldı. Laik
otoriter yönetimlere karşı yürütülen bu hareketler dirençli biçimde sürdü.
Yönetimdekiler bırakıp gitmek zorunda kaldı. Ancak laik otoriter yönetimlere
karşın örgütlü varlıklarını sürdüren dinci kesim yeni yönetimi ele geçirdi ya
da yönetimde en büyük söz sahibi oldu. Bu ülkelerdeki hareketlilik bütünüyle
durmuş değil, yani yönetimler statik bir duruma ulaşamadı. Ancak bugün Irak’tan Tunus'a dek bütün Arap ülkelerinde dindar muhafazakâr topluluklar devlete
egemen durumda.
Bu durumu olağan karşılamak gerekir. Otoriter laik yönetimler, azınlığa
dayanıp zorla iktidarda duruyorlardı. Toplumun büyük kesimi ise laikliği değil,
şeriatı ya da dine uygun kamusal ve özel yaşamı savunuyordu. Uzun süredir boyun
eğen bu kesim, laik devletin bütün denetim ve baskısına karşın yok olmamış,
azalmamıştı. Laik ama özgürlükçü kesim de baskı altında idi, ancak dağınık ve
azınlıktı. Yönetim boşluğu ortaya çıkınca, örgütlü dinci kesim hemen boşluğu
doldurdu.
TÜRK BAHARI
Türkiye’de nasıl bir yönetim var? Baharı yaşayan Arap ülkelerinin yeni
yönetimlerine oranla daha ılımlı da olsa da dinci, muhafazakâr bir yönetim var.
Üstelik bu yönetim oturmuş, devlete tümüyle egemen olmuş bir yönetim. Öyleyse
Arap Baharı benzeri bir kalkışmaya gerek var mı?
Gerek yok, çünkü aslında Türk Baharı 2002 yılında seçim sonuçlarıyla
birlikte başladı. Türkiye’de de devletin din anlayışından farklı düşünen ve
davranan dinci kesim denetim ve baskı altında tutuluyordu. Toplumda çoğunluğa
sahip olan bu kesim uzun süren çalışmalar sonucu, açık olmasa da gelişti,
örgütlendi, büyüdü. 22 Şubat’ta bir darbe yediyse de çabuk toparlandı, daha
ustaca yürüttü çalışmalarını seçimde ezici bir çoğunlukla tek başına iktidara
geldi.
Bundan sonra özgürlükçü kesimi yanına alarak laik kesimle nispeten sert
bir mücadele yaşadı ve mücadeleden galip çıktı. Özgürlükçüleri bir yana iten
dinci yönetim artık dine uygun kamusal ve özel yaşamı yerleştirmek için çabalara
başladı: Çamlıca’ya çok büyük cami, kürtaj ve sezaryene yasaklama, ilkokullarda
dini eğitim, imam hatip okullarının yaygınlaştırılması, çeşitli belediyelerde
içki içmeye yasaklar, bg.
Sonuç olarak, Türkiye’de dinci kesim açısından bir “Türk Yazı” yaşanıyor
diyebiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.