Bütün toplumların temel çelişkisi,
üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkidir. Bu çelişki, sınıflı
toplumlarda, egemen sınıf - sömürülen sınıf çelişkisi biçiminde görülür. Bu
temel çelişki nedeniyle toplumlar biçim değiştirir. Örneğin sınıfsız ilkel komünal
toplumdan, sınıflı köleci topluma ve feodal topluma; feodal toplumdan,
kapitalist topluma geçildi.
Marx, bu bilginin ışığında, kapitalizmden
sonra gelecek toplumun yeni bir sınıfsız toplum olacağı görüşünü ileri sürdü.
Tarihsel gelişime göre komünizmin oluşması gerekiyordu. Sınıflı kapitalist
toplumdan sınıfsız topluma geçişi sağlayacak güç olarak da, Marx, işçi sınıfını
gördü. İşçi sınıfı, iktidarı ele geçirerek üretim biçiminin (toplum biçiminin)
değişmesini sağlayacaktı.
İşçi sınıfının öncülüğü
Spartaküs, kölelerin, toplum
biçimini değiştireceğine inanıyordu. Ancak, köle sahipleriyle köleler arasındaki
çelişki, kölelerin yeni bir toplum kurmasıyla sonuçlanmadı. Bütün köleci
toplumlar, üretici güçler-üretim ilişkileri çelişkisinin uzlaşmazlığa ulaştığı
aşamada, çevrelerindeki askeri-ilkel komünal toplumların saldırılarıyla yok
oldu. Bu askeri-ilkel komünal toplumlar, egemen oldukları geniş köleci
ülkelerde feodal toplumu oluşturdular.
Thomas Münzer, serflerin (köylülerin)
toplumu değiştirecek temel güç olduğuna inanıyordu. Ancak, feodal soylularla serfler
arasındaki çelişki de, serflerin yeni bir toplum kurmasıyla sonuçlanmadı. Feodal
toplum içinden çıkan yeni sömürgen sınıf (işveren sınıfı) kapitalist toplumun
kurucusu oldu.
Kapitalist toplumda, işverenlerle
işçiler arasındaki çelişki, işçilerin yeni toplumu kurmasıyla sonuçlanabilir
mi? Marx, döneminin koşullarında bu soruya olumlu yanıt verdi. Yaşadığı 19. yüzyılda
işçi sınıfı önemli, korkutucu bir güçtü gerçekten. Toplumu değiştirecek başkaca
bir güç görünmüyordu. Bugün de toplumu değiştirecek başkaca bir güç görünmüyor.
Ancak işçi sınıfı, gücünü gittikçe yitiriyor, bugün 19. yy.daki gücünün
yarısına bile sahip değil. Peki, önceki iki sınıflı toplumda sömürülen-yönetilen
sınıf üretim biçimini değiştirmeyi başaramazken, kapitalist toplumda
sömürülen-yönetilen sınıf üretim biçimini değiştirmeyi nasıl başaracak? Ne
zaman güç kazanmaya başlayıp toplumu değiştirecek duruma gelecek? Gelecekteki
sınıfsız toplumun bugünkü yandaşları, bu konuyu tartışaduruyor ve daha yanıt
bulamadılar: işçi sınıfı mı, başka bir ya da birkaç sınıf ve katman mı, yoksa işçi
sınıfının da içinde olduğu geniş bir sınıflar cephesi mi?
Kapitalizmin son aşaması
Marx ile pek çok Marksist (Lenin,
Stalin, Mao, Che, Çayan, bg.), kapitalizmin son aşamaya ulaştığını ileri
sürdüler. Yani, üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesini engelliyordu;
ikisi arasındaki çelişki uzlaşmazlık kertesinde sertleşmişti. Kapitalist
toplumun yıkılması, sosyalist toplumun kurulması zamanı gelmişti. Marx, 1848
yılında ileri sürdüğü bu görüşün yanlışlığını sonra anlayarak özeleştiri
yaptı. Ancak Lenin’in “Emperyalizm: Kapitalizmin Son Aşaması” kitabından
sonra Marksistler bu savı bir daha bırakmamak üzere savunmaya başladılar ve
stratejilerinin temeli yaptılar. Bu sava dayanarak pek çok ülkede sosyalist
yönetimler oluşturuldu, toplum değiştirilmeye girişildi. Ancak, bütün çabalar
boşa gitti, sosyalist yönetimler yıkıldı. Buna karşılık kapitalizm gittikçe
güçlendi, üretici güçleri geliştirmeyi sürdürüyor. Yani, kapitalizmin son
aşamasına gelinmedi henüz.
İktidarın etkisi
Marx, sosyalist toplumda işçi
sınıfının elindeki devletin gittikçe söneceğini, bu sırada işçi sınıfı ile
birlikte bütün sınıfların ortadan kalkacağını, bundan sonra gerçek sınıfsız
topluma (komünizme) ulaşılacağını ileri sürmüştü. 1917’den 1990’a değin yaşanan
süreç bunun tersini gösterdi. İktidarı (devleti) ele geçiren güç bir daha onu
bırakmıyordu, dahası büyütüyor ve güçlendiriyordu. İktidarın, hemen yok
edilmesi mi gerekiyordu acaba?
Sonuç
Marx’ın kuramında önemli bir yeri
olan işçi sınıfının kurtarıcılığı savı, bugün çok inandırıcı görünmüyor. İktidarı
ele geçirerek kapitalist toplum biçimini yok etme yolu ters tepti. Marksistlerin
100 yıldır ileri sürdüğü “kapitalizmin son aşamasına gelindiği” savı da
tutmadı. Marksistlerin başta gelen tarihsel üç yanılgısıdır bunlar. Bu üç
konuda, Marksistlerin özeleştiri yapması gereklidir. Marksizm, diyalektik,
gelişime açık, dogmatik olmayan bir kuramdır. Marx’ın hâlâ en büyük düşünür
olmasının nedeni budur.
Bu yanlış görüşleri uzun süre ben
de savundum. Ben özeleştirimi yapıyorum. Marksistler; sınıfsız,
sömürüsüz, herkesin refah içinde yaşadığı, devletin olmadığı, dolayısıyla
bireylerin gerçekten özgür olduğu bir topluma nasıl ulaşılacağını,
önyargılarını bir yana atarak yeniden düşünmelidir. Bu bağlamda; hangi sınıf ve
katmanların değiştirici temel güç olacağı, iktidarın yozlaştırıcı etkisinin
nasıl yok edileceği araştırılmalıdır. Sonra da, kapitalizmin gerçekten son
aşamaya gelmesi beklenmelidir. Marx’ın öngördüğü gibi, geleceğin toplumu, tek
tek ülkelerde değil, bütün dünyada aynı zamanda (bir günde değil ama kısa
sayılabilecek bir sürede) kurulacaktır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.