Sosyalizm nedir?
Sosyalist (komünist) toplum kurma önerisi, Marx'tan önce
vardı. O bir ideal toplum ütopyası idi: herkesin eşit, müreffeh, özgür olduğu
bir toplum. Fourier, Saint-Simon gibi sosyalistler küçük topluluklarda
uygulamaya da başladılar, ama kısa sürede yok oldular. Paris Komünü 72 gün
sürdü. Marx, kapitalizm çözümlemesine bağlı olarak, gelecek toplum aşamasının komünist
toplum olacağı (bunun ilk aşaması sosyalist toplum) görüşüne vardı. Bundan
sonra sosyalizm ve komünizm Marx’ın kuramından ayrılmaz oldu, sanki bütünleşti.
Marx’ın kuramı temel olarak kapitalizmin çözümlemesidir, bir
de sosyalizme ne zaman geçilebileceğini belirler. Pratikte sosyalizme nasıl
geçileceği konusu, felsefi konu değil, yer ve zamana göre değişecek strateji ve
taktik konularıdır. Marx bu konuda pek bir şey yazmamıştır, o konuyu daha çok
Lenin (daha sonra Mao, Che, bg) irdelemiştir. Marx, sosyalist toplumun nasıl
olacağı konusunda bile çok şey yazmamıştır, ancak genel çizgileri belirtmiştir:
Üretim araçlarının toplumun mülkiyetine geçirilmesi, insanın insanı değil
üretimi yönetmesi, herkesin yönetime katılması, herkesin yeteneğine göre (sonra
gereksemesine göre) üretimden pay alması, çalışma saatlerinin azaltılması,
eşitlik, bg.
Marx, kapitalizmin özünü (en genel özelliklerini) ortaya
koydu, bu ülkeden ülkeye değişmez. Ancak ayrıntıya girildiğinde yerel
özellikler belirir. Yerel özellikler, yerel yorumlar daha çok strateji ve taktiği
ilgilendirir. Stratejik konuların Marx’ın felsefe ve ekonomi ile ilgili
sistematik kuramına dâhil gibi gösterilmesi ne kadar doğru? Oysa bu, bütünüyle
yerel koşullarda başarıya giden yolu bulmaktır. Bu başarıyı, pek çok kişi ve şef
Marx’a başvurmadan sağlayabilir.
Devrim yapan ülkelerin önderleri, yerel koşulları iyi
değerlendirerek başarıya ulaşmışlar, uyguladıkları taktikleri Marksizm’e katkı
olarak görmüşlerdir. Lenin'in Rusya için önerdiği taktikleri, Marksizm’in genel
ilkelerindenmiş gibi göstermeyi yanlış buluyorum. Sonraki önderlerin taktikler
konusundaki önerileri de bütünüyle kendi ülkelerine özgüdür, evrensel kurallar
olamazlar (dolayısıyla Marx’a mal edilemezler). Marksizm, her şeye deva bir
pratik bilgiler el kitabına dönüştürüldü (Biz mahallede nasıl davranacağımızı
bile Marksizm’in kılavuzluğunda belirlediğimizi iddia etmiştik (öyle
sanmıştık)). Bundan sonra Marksistler arası bütün ayrılıklar strateji ve taktik
konularında çıktı ve birbirlerine düşman oldular.
Sosyalizmi, Marksizm’in ileri sürdüğü bilimsel sosyalizmden
farklı olarak özlenen toplum biçiminde ele alırsak, sosyalist önderlerin yaptıkları
doğru sayılmasa bile yanlış da sayılmaz. Ama Marx'ın ancak ana çizgilerini
belirttiği (bilimsel) sosyalizm açısından bakarsak yaptıkları yanlıştı. Çünkü
zamanı (yani kendi ülkelerinin gelişme aşaması) uygun değildi, girdikleri
uygulama gerçekten istenen işçi sınıfı yönetiminde sosyalizm olmamıştır. Bu
önderler Marksizm adına sosyalizmi getirme iddiasına girmek yerine, kendi
toplumlarını doğru değerlendirerek (örneğin Menşevikler gibi abartmayarak), o
toplumun düzeyine (geldiği aşamaya) uygun uygulamaya girseydiler doğru yapmış
olurlardı.
Reel sosyalizm ve Marksizm’in eleştirisi
Reel Marksist, reel sosyalist uygulamalar konusunda Berktay’ın
çoğu saptamasına, geriye dönüp baktığımda (retrospektif) katılıyorum. Örneğin,
reel sosyalist ülkelerde proletarya (aslında salt parti) diktatörlükleri
burjuvaziyi ezmiştir, ama işçileri ve özellikle köylüleri de ezmiştir. Rusya’da
Sovyetler, işçilerin özgür meclisi olmaktan çıkarılıp partinin kuklası durumuna
getirildi (bu Lenin zamanında başladı); eleştiren işçiler-aydınlar “devrim
düşmanı-vatan haini” diyerek cezalandırıldı (Kronştad bahriyelileri, Zinovyev,
Buharin, bg). İşçi devletinde sendikanın ne gereği var deyip onları işlevsiz
yapmak, partiyi ya da merkez komiteyi yanılmaz papa ilan edip işçileri sürüye
çevirmek, vb. bütün sosyalist ülkelerde uygulanan yöntemdi. Hiçbir “demokratik
halk cumhuriyeti”nde demokrasi yoktu, halk iktidarda değildi.
Bütün bunlarda Marx’ın kuramının etkileri olabilir. Ancak
“her şey düşünceden kaynaklanıyor, onlar böyle düşünmeseydi bunlar olmazdı”
demek isteniyorsa katılmam. Zamanın ruhu ve toplumsal koşulların hiç etkisi yok
gibi bakmak yanlıştır. Çeşitli devrimler, oradaki devrimcilerin yanlış
düşünceleri sonucu olmadı.
Temel devindirici güç toplumların iç çelişkileridir. Ancak
önder kişilerin, önder örgütlerin toplumsal olayların gidişine şu ya da bu
oranda olan etkisini yadsımak gerçeklerle uyuşmaz. Farklı görüşleri olduğunu
bildiğimiz bu kişilerin, devletin başına geçtiklerinde sahip olacakları güç
(iktidar, erk) ile toplumu değişik yöne götürebileceklerini görmemek körlük
olur. Stalin, mevkiinin verdiği güçle S.B.ni kendi belirlediği yönde götürdü. Onun
yerine Troçki geçmiş olsaydı S.B. ve dünya sosyalizmi biraz farklı bir yol
izlerdi. Lenin, Marx’ı iyi bilen biri olarak, inme geçirip Partiyi Stalin’e
teslim etmeseydi ya da ölmese uzunca bir süre Partinin başında kalsaydı, S.B.
ve dünya sosyalizmi daha farklı bir yol (Troçki’den de farklı) izlerdi.
Kuşkusuz bunlar birer spekülasyon, ama somut örnekler de var. Stalin’in merkez
komitesindeki Kruşçev, parti başkanı olunca değişik yol izledi. Mao ölünce,
halefleri Çin’in başk yöne yöneltti. Fidel’in yerine geçen Raul bazı şeyleri
değiştirdi. Franco ölür ölmez İspanya’da, Salazar ölür ölmez Portekiz’de durum düzeldi;
bunlar tek kişi miydi, en yakınları onlar ölünce düzeni neden aynı biçimde
sürdürmedi? Örnekler çoğaltılabilir.
Marx, sınıf savaşının yoğun olduğu, Fransa Devriminin
etkisinin sürdüğü koşullarda, bir yandan sınıf mücadelesine katıldı, bir yandan
yoksullukla boğuştu, öbür yandan kuram çalışmasını yürüttü. Ancak kuramını
bütünlemeye zamanı yetmedi. Önder Marksistler (Lenin, Stalin, Mao, bg), Marx’ın
kuramını geliştirme niyetiyle, değişik zamanlarda yazdığı kimi görüşleri
(lafız) bağlamından soyutlayarak öne çıkardı, işlerine geldiği biçimde
yorumladı. Bunların ağzına bakan öteki Marksistler de bunu değişmez kurallar
olarak kabul etti. Berktay, Marx’ı doğru biçimde irdeleyemiyor.
Marksistlerin Marx’ı çok iyi anladığını sanmıyorum; kitap ve
yazıları toplu olarak çok sonra yayımlandı, elyazmaları daha sonra ortaya çıktı
ve pek önemsenmedi. Basılı kitaplarında “görüşlerimi insanların anlayabileceği
biçimde nasıl yazabilirim, insanları nasıl etkileyebilirim” kaygısı ağır basar
ve onun düşünme yöntemi konusunda eksiksiz bilgi vermez. Elyazmalarını,
özellikle yöntem konusunda iyi incelemek gerekir.
Lenin kanalıyla gelişen, sonrakilerin iyice çoğalttığı kimi yanlışların
kaynağı Marx’ta bulunabilir. Yakın devrim beklemesi, “proletarya diktatörlüğü”
terimini bir zaman vurgulaması gibi yanlışları vardı; ama o yanlışlarını gördü
ve bunlardan vaz geçti, ancak Büyük Marksistler bunlardan hiç söz etmez.
Marx, üretici güçlerin en çok geliştiği ülkede devrimin başlayıp tüm
dünyaya yayılacağını öngörüyordu. Öngörüsünün hâlen gerçekleşmemiş olması,
yanlış olduğunu göstermez. Marx zenginliği paylaşmayı öneriyordu, Rusya’da
olduğu gibi yoksulluğu değil. Herhalde işçi devletinin emekçileri ezmesi gibi
bir şeyi düşünmüyordu ve kapitalizmin geliştiği koşullarda “demokratik
cumhuriyet”i savunma yanlısıydı.
Marx’, eleştirilemez, yanlışları yoktur diyemem. Başka türlü
anlatırsam, Marx’ta az sayıda ve çekirdek biçiminde olabilecek yanlışları Büyük
Marksistlerin büyüttüğü ve eklerle çoğalttığı söylenirse kabul edilebilir.
“Marx’ta yanlışlar vardı, sonraki Marksistler yalnızca bu yanlışları
sürdürdüler, fazladan hiç yanlışları olmadı”, ya da “Stalin'in bütün yanlışlarının
kökü Marx'tadır” demek gerçekliğe bütünüyle aykırı, mutlak determinist ve
mekanik bir görüş olur. Çünkü bu mantığı, Marx Hegel'den etkilenmişti, yanlışın
kökü orada olabilir, o da ... Platon'dan ... Heraklitos'tan etkilenmişti,
yanlışın kökeni oradadır, demeye dek varabilir. Oysa düşünce sistemleri ve
etkileri bir yerde kırılabilir, düz gideceğine, kimilerinin müdahalesiyle
zikzaklar çizmeye başlayabilir. Nitekim Bernstein ve Kautsky, Marksizm'i başka
yöne, Lenin başka yöne götürmüştür. Türkiye’de Lenin versiyonu tek ve doğru
Marksizm gibi görülüyordu. Bernstein kanadının bugünkü temsilcileri liberalizm
kuyruğunda, oysa Bernstein Marksizm'de “revizyon” önerirken bugünkü durumu
usuna bile getirmiyordu. Sol Hegelciler, sağ Hegelciler olduğu gibi, Marx’ı
çarpıtan birçok etki (etkili kişi) olmuştur. Gelişmiş kapitalist ülkelerde
devrim olmayınca, geri ülkelerin "Marksistleri" kuramı kendi
durumlarına, yanlış görüşlerine kılıf yapmışlardır. Kısacası, yanlışın asıl sahibi yanlışı yapandır, öncesinden ya da
çevresinden bazı etkiler almış olsa bile. Marx’ın yanlışları, Stalin’den
kalkarak (mekanik çıkarsama yoluyla) değil, bizzat inceleyerek ortaya
çıkarılmalıdır.
Marx’ın doğruları hiç yok muydu? Doğruları çoktu. Peki,
büyük Marksistler neden doğrularını büyütüp çoğaltmadılar da yanlışlarını
çoğalttılar. Berktay, Menşeviklerin ve Mortov’un 1917’da doğru düşündüğünü (yani
Marx gibi düşünüyorlardı) yazmış, demek ki Marx’ın doğrularını geliştirme
olasılığı da varmış. Oysa Lenin feodal Rusya’da kapitalizmin geliştiğini,
işçilerin devrimin temel gücü olduğunu kanıtlamaya çalışarak işe başladı. Bu
tutumu şablonculuktu ve Marx’a asla bağlanamaz. Marksizm adı altında dünyada
çok sayıda değişik görüş ileri sürülüyor, Türkiye’de örneğin 50 görüş (TİP-MDD,
gibi karşıtlıklar). Hepsinin kaynağı Marx olabilir mi? Marksizm ağaç dalları
gibi: bir gövde, sonra birkaç ana dal, sonra dallar, dalcıklar (Marx’ın “şükür
ki ben Marksist değilim” dediği söylenir). Hem doğrular gelişmiş hem de
yanlışlar.
Daha iyi toplum özlemimiz sona eremez. Sosyalizm adını
vermesek bile, Bu toplumun özü yukarıda söz ettiğim gibi olacaktır, çünkü daha
iyi toplum özlemi çok değişik olmayacaktır. Bence Marx’a dönüp, onu bugünkü
bilgi ve deney birikimimizle yeniden değerlendirmeliyiz; sonra katkı adı
altında yapılanları elekten (eleştiriden) geçirip doğruları ortaya
çıkarmalıyız, en sonunda da günümüz koşullarının gerçek çözümlemesini
yapmalıyız.
Dr. Alişan Özdemir
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.