7 Şubat 2012 Salı

Sosyalizm Nedir? Marksizm’in Zamanı Geçti mi?

Taraf Gazetesinin yazarları arasında sosyalizm ve Marksizm konusunda tartışma süredurdu. Marksist kökenli bu yazarlar, liberal olarak tanınan gazetede sosyalizmi de Marksizm’i de eleştirdiler.  Bu konu daha önce de zaman zaman tartışıldı, ama her yeni tartışmada daha derine inildi, çekingenlik her kezinde daha çok atıldı. Sosyalizm ve Marksizm açısından çok yararlı bulduğum bu tartışmaya bir ucundan katılmayı gerekli gördüm, bir eski sosyalist ve Marksist olarak. Asal eleştiriyi Halil Berktay yaptığı için, daha çok onun görüşler üzerinde duracağım.

Sosyalizm nedir?


Sosyalist (komünist) toplum kurma önerisi, Marx'tan önce vardı. O bir ideal toplum ütopyası idi: herkesin eşit, müreffeh, özgür olduğu bir toplum. Fourier, Saint-Simon gibi sosyalistler küçük topluluklarda uygulamaya da başladılar, ama kısa sürede yok oldular. Paris Komünü 72 gün sürdü. Marx, kapitalizm çözümlemesine bağlı olarak, gelecek toplum aşamasının komünist toplum olacağı (bunun ilk aşaması sosyalist toplum) görüşüne vardı. Bundan sonra sosyalizm ve komünizm Marx’ın kuramından ayrılmaz oldu, sanki bütünleşti.
Marx’ın kuramı temel olarak kapitalizmin çözümlemesidir, bir de sosyalizme ne zaman geçilebileceğini belirler. Pratikte sosyalizme nasıl geçileceği konusu, felsefi konu değil, yer ve zamana göre değişecek strateji ve taktik konularıdır. Marx bu konuda pek bir şey yazmamıştır, o konuyu daha çok Lenin (daha sonra Mao, Che, bg) irdelemiştir. Marx, sosyalist toplumun nasıl olacağı konusunda bile çok şey yazmamıştır, ancak genel çizgileri belirtmiştir: Üretim araçlarının toplumun mülkiyetine geçirilmesi, insanın insanı değil üretimi yönetmesi, herkesin yönetime katılması, herkesin yeteneğine göre (sonra gereksemesine göre) üretimden pay alması, çalışma saatlerinin azaltılması, eşitlik, bg.

Marx, kapitalizmin özünü (en genel özelliklerini) ortaya koydu, bu ülkeden ülkeye değişmez. Ancak ayrıntıya girildiğinde yerel özellikler belirir. Yerel özellikler, yerel yorumlar daha çok strateji ve taktiği ilgilendirir. Stratejik konuların Marx’ın felsefe ve ekonomi ile ilgili sistematik kuramına dâhil gibi gösterilmesi ne kadar doğru? Oysa bu, bütünüyle yerel koşullarda başarıya giden yolu bulmaktır. Bu başarıyı, pek çok kişi ve şef Marx’a başvurmadan sağlayabilir.
Devrim yapan ülkelerin önderleri, yerel koşulları iyi değerlendirerek başarıya ulaşmışlar, uyguladıkları taktikleri Marksizm’e katkı olarak görmüşlerdir. Lenin'in Rusya için önerdiği taktikleri, Marksizm’in genel ilkelerindenmiş gibi göstermeyi yanlış buluyorum. Sonraki önderlerin taktikler konusundaki önerileri de bütünüyle kendi ülkelerine özgüdür, evrensel kurallar olamazlar (dolayısıyla Marx’a mal edilemezler). Marksizm, her şeye deva bir pratik bilgiler el kitabına dönüştürüldü (Biz mahallede nasıl davranacağımızı bile Marksizm’in kılavuzluğunda belirlediğimizi iddia etmiştik (öyle sanmıştık)). Bundan sonra Marksistler arası bütün ayrılıklar strateji ve taktik konularında çıktı ve birbirlerine düşman oldular.

Sosyalizmi, Marksizm’in ileri sürdüğü bilimsel sosyalizmden farklı olarak özlenen toplum biçiminde ele alırsak, sosyalist önderlerin yaptıkları doğru sayılmasa bile yanlış da sayılmaz. Ama Marx'ın ancak ana çizgilerini belirttiği (bilimsel) sosyalizm açısından bakarsak yaptıkları yanlıştı. Çünkü zamanı (yani kendi ülkelerinin gelişme aşaması) uygun değildi, girdikleri uygulama gerçekten istenen işçi sınıfı yönetiminde sosyalizm olmamıştır. Bu önderler Marksizm adına sosyalizmi getirme iddiasına girmek yerine, kendi toplumlarını doğru değerlendirerek (örneğin Menşevikler gibi abartmayarak), o toplumun düzeyine (geldiği aşamaya) uygun uygulamaya girseydiler doğru yapmış olurlardı.
Reel sosyalizm ve Marksizm’in eleştirisi

Reel Marksist, reel sosyalist uygulamalar konusunda Berktay’ın çoğu saptamasına, geriye dönüp baktığımda (retrospektif) katılıyorum. Örneğin, reel sosyalist ülkelerde proletarya (aslında salt parti) diktatörlükleri burjuvaziyi ezmiştir, ama işçileri ve özellikle köylüleri de ezmiştir. Rusya’da Sovyetler, işçilerin özgür meclisi olmaktan çıkarılıp partinin kuklası durumuna getirildi (bu Lenin zamanında başladı); eleştiren işçiler-aydınlar “devrim düşmanı-vatan haini” diyerek cezalandırıldı (Kronştad bahriyelileri, Zinovyev, Buharin, bg). İşçi devletinde sendikanın ne gereği var deyip onları işlevsiz yapmak, partiyi ya da merkez komiteyi yanılmaz papa ilan edip işçileri sürüye çevirmek, vb. bütün sosyalist ülkelerde uygulanan yöntemdi. Hiçbir “demokratik halk cumhuriyeti”nde demokrasi yoktu, halk iktidarda değildi.
Bütün bunlarda Marx’ın kuramının etkileri olabilir. Ancak “her şey düşünceden kaynaklanıyor, onlar böyle düşünmeseydi bunlar olmazdı” demek isteniyorsa katılmam. Zamanın ruhu ve toplumsal koşulların hiç etkisi yok gibi bakmak yanlıştır. Çeşitli devrimler, oradaki devrimcilerin yanlış düşünceleri sonucu olmadı.

Temel devindirici güç toplumların iç çelişkileridir. Ancak önder kişilerin, önder örgütlerin toplumsal olayların gidişine şu ya da bu oranda olan etkisini yadsımak gerçeklerle uyuşmaz. Farklı görüşleri olduğunu bildiğimiz bu kişilerin, devletin başına geçtiklerinde sahip olacakları güç (iktidar, erk) ile toplumu değişik yöne götürebileceklerini görmemek körlük olur. Stalin, mevkiinin verdiği güçle S.B.ni kendi belirlediği yönde götürdü. Onun yerine Troçki geçmiş olsaydı S.B. ve dünya sosyalizmi biraz farklı bir yol izlerdi. Lenin, Marx’ı iyi bilen biri olarak, inme geçirip Partiyi Stalin’e teslim etmeseydi ya da ölmese uzunca bir süre Partinin başında kalsaydı, S.B. ve dünya sosyalizmi daha farklı bir yol (Troçki’den de farklı) izlerdi. Kuşkusuz bunlar birer spekülasyon, ama somut örnekler de var. Stalin’in merkez komitesindeki Kruşçev, parti başkanı olunca değişik yol izledi. Mao ölünce, halefleri Çin’in başk yöne yöneltti. Fidel’in yerine geçen Raul bazı şeyleri değiştirdi. Franco ölür ölmez İspanya’da, Salazar ölür ölmez Portekiz’de durum düzeldi; bunlar tek kişi miydi, en yakınları onlar ölünce düzeni neden aynı biçimde sürdürmedi? Örnekler çoğaltılabilir.
Marx, sınıf savaşının yoğun olduğu, Fransa Devriminin etkisinin sürdüğü koşullarda, bir yandan sınıf mücadelesine katıldı, bir yandan yoksullukla boğuştu, öbür yandan kuram çalışmasını yürüttü. Ancak kuramını bütünlemeye zamanı yetmedi. Önder Marksistler (Lenin, Stalin, Mao, bg), Marx’ın kuramını geliştirme niyetiyle, değişik zamanlarda yazdığı kimi görüşleri (lafız) bağlamından soyutlayarak öne çıkardı, işlerine geldiği biçimde yorumladı. Bunların ağzına bakan öteki Marksistler de bunu değişmez kurallar olarak kabul etti.  Berktay, Marx’ı doğru biçimde irdeleyemiyor.

Marksistlerin Marx’ı çok iyi anladığını sanmıyorum; kitap ve yazıları toplu olarak çok sonra yayımlandı, elyazmaları daha sonra ortaya çıktı ve pek önemsenmedi. Basılı kitaplarında “görüşlerimi insanların anlayabileceği biçimde nasıl yazabilirim, insanları nasıl etkileyebilirim” kaygısı ağır basar ve onun düşünme yöntemi konusunda eksiksiz bilgi vermez. Elyazmalarını, özellikle yöntem konusunda iyi incelemek gerekir.
Lenin kanalıyla gelişen, sonrakilerin iyice çoğalttığı kimi yanlışların kaynağı Marx’ta bulunabilir. Yakın devrim beklemesi, “proletarya diktatörlüğü” terimini bir zaman vurgulaması gibi yanlışları vardı; ama o yanlışlarını gördü ve bunlardan vaz geçti, ancak Büyük Marksistler bunlardan hiç söz etmez.  Marx, üretici güçlerin en çok geliştiği ülkede devrimin başlayıp tüm dünyaya yayılacağını öngörüyordu. Öngörüsünün hâlen gerçekleşmemiş olması, yanlış olduğunu göstermez. Marx zenginliği paylaşmayı öneriyordu, Rusya’da olduğu gibi yoksulluğu değil. Herhalde işçi devletinin emekçileri ezmesi gibi bir şeyi düşünmüyordu ve kapitalizmin geliştiği koşullarda “demokratik cumhuriyet”i savunma yanlısıydı.

Marx’, eleştirilemez, yanlışları yoktur diyemem. Başka türlü anlatırsam, Marx’ta az sayıda ve çekirdek biçiminde olabilecek yanlışları Büyük Marksistlerin büyüttüğü ve eklerle çoğalttığı söylenirse kabul edilebilir. “Marx’ta yanlışlar vardı, sonraki Marksistler yalnızca bu yanlışları sürdürdüler, fazladan hiç yanlışları olmadı”, ya da “Stalin'in bütün yanlışlarının kökü Marx'tadır” demek gerçekliğe bütünüyle aykırı, mutlak determinist ve mekanik bir görüş olur. Çünkü bu mantığı, Marx Hegel'den etkilenmişti, yanlışın kökü orada olabilir, o da ... Platon'dan ... Heraklitos'tan etkilenmişti, yanlışın kökeni oradadır, demeye dek varabilir. Oysa düşünce sistemleri ve etkileri bir yerde kırılabilir, düz gideceğine, kimilerinin müdahalesiyle zikzaklar çizmeye başlayabilir. Nitekim Bernstein ve Kautsky, Marksizm'i başka yöne, Lenin başka yöne götürmüştür. Türkiye’de Lenin versiyonu tek ve doğru Marksizm gibi görülüyordu. Bernstein kanadının bugünkü temsilcileri liberalizm kuyruğunda, oysa Bernstein Marksizm'de “revizyon” önerirken bugünkü durumu usuna bile getirmiyordu. Sol Hegelciler, sağ Hegelciler olduğu gibi, Marx’ı çarpıtan birçok etki (etkili kişi) olmuştur. Gelişmiş kapitalist ülkelerde devrim olmayınca, geri ülkelerin "Marksistleri" kuramı kendi durumlarına, yanlış görüşlerine kılıf yapmışlardır. Kısacası, yanlışın asıl sahibi yanlışı yapandır, öncesinden ya da çevresinden bazı etkiler almış olsa bile. Marx’ın yanlışları, Stalin’den kalkarak (mekanik çıkarsama yoluyla) değil, bizzat inceleyerek ortaya çıkarılmalıdır.
Marx’ın doğruları hiç yok muydu? Doğruları çoktu. Peki, büyük Marksistler neden doğrularını büyütüp çoğaltmadılar da yanlışlarını çoğalttılar. Berktay, Menşeviklerin ve Mortov’un 1917’da doğru düşündüğünü (yani Marx gibi düşünüyorlardı) yazmış, demek ki Marx’ın doğrularını geliştirme olasılığı da varmış. Oysa Lenin feodal Rusya’da kapitalizmin geliştiğini, işçilerin devrimin temel gücü olduğunu kanıtlamaya çalışarak işe başladı. Bu tutumu şablonculuktu ve Marx’a asla bağlanamaz. Marksizm adı altında dünyada çok sayıda değişik görüş ileri sürülüyor, Türkiye’de örneğin 50 görüş (TİP-MDD, gibi karşıtlıklar). Hepsinin kaynağı Marx olabilir mi? Marksizm ağaç dalları gibi: bir gövde, sonra birkaç ana dal, sonra dallar, dalcıklar (Marx’ın “şükür ki ben Marksist değilim” dediği söylenir). Hem doğrular gelişmiş hem de yanlışlar.

Daha iyi toplum özlemimiz sona eremez. Sosyalizm adını vermesek bile, Bu toplumun özü yukarıda söz ettiğim gibi olacaktır, çünkü daha iyi toplum özlemi çok değişik olmayacaktır. Bence Marx’a dönüp, onu bugünkü bilgi ve deney birikimimizle yeniden değerlendirmeliyiz; sonra katkı adı altında yapılanları elekten (eleştiriden) geçirip doğruları ortaya çıkarmalıyız, en sonunda da günümüz koşullarının gerçek çözümlemesini yapmalıyız.
Dr. Alişan Özdemir

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.