11 Nisan 2012 Çarşamba

DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ VE ELEŞTİRİ

Bugün düşünce özgürlüğü, iki sözcükten oluşan bir savsözden başka bir şey olarak görülmüyor. Oysa konu irdelenirse, şaşırtıcı sonuçlar ortaya çıkacaktır. Çok önce televizyondaki bir açık oturumda eski DGM savcısı olan DYP milletvekiline düşünce özgürlüğünden yana olup olmadığını sordular. “Tabii ki, düşünce özgürlüğünden yanayım. Herkes istediği gibi düşünsün, ancak açıklamamak koşuluyla” diye yanıtladı. Savsözün sözlük anlamıyla konuya bakarsanız, yanıt saçma değil. Böyle düşünce özgürlüğüne Pinochet de, Hitler de, Beşşar Esed de karşı çıkmaz. Düşünme en doğal insan davranışıdır, herkes yapar. Beynimizin içinde geçenleri kimse bilemez ve karışamaz. Peki düşünce özgürlüğü savaşımı bunun için mi yapılıyor? Kuşkusuz hayır. Düşünce özgürlüğü ile kastedilen, düşünme ediminin sonuçlarını açıklama özgürlüğüdür.

İrdelememizi sürdürelim. Diyelim ki, iktidardakilerle özdeş görüştesiniz, beğeniyorsunuz. Beğeni ve övgülerinizi dile getiriyorsunuz. Susturmaya, engellemeye, cezalandırmaya çalışırlar mı sizi? Kesinlikle hayır, tersine ödüllendirilirsiniz. İktidarı eleştirirseniz (eleştiri genellikle yergi biçiminde belirir)? O zaman seyreyle gümbürtüyü, üzerinize her türlü baskı gelir. Öyleyse düşünce özgürlüğü eşittir düşüncelerini açıklama özgürlüğü de değildir. Düşünce özgürlüğü isteminin özü, eleştirme özgürlüğüdür.

Baskı yalnızca politika alanında değil, sanat alanında da var. Usta ozanlar Oktay Rıfat ile Melih Cevdet’in, bir eleştirisinden ötürü Nurullah Ataç’ı tartakladığını biliyor musunuz? Ferit Edgü, Ders Notları 2’de şöyle yazmış: “Eleştirmen golünü ya ofsayt ya da penaltıdan atar. / Nedeni basit: / Hem oyuncu, hem hakemdir o.” Hiç sövgü olmayan eleştiri yazılarımdan ötürü pek çok sövgü yazısı yazıldı. “Cami duvarına işediğim”den söz edildi, oysa caminin yakınından bile geçmem. Eleştirinin, baskı görmesinin, teşvik edilmemesinin nedeni ortaya çıkıyor böylece.

Eleştiriye karşı olma, yalnızca Türkiye’ye özgü değil, dünya yazınında da örnekleri çok. Örneğin, coşumculuğun Almanya’daki temsilcisi Goethe, bir şiirinde eleştirmeni, yaratıcı yazarın ürünlerinden geçinen, onun sofrasından yiyen, sonra dışarıda sofradaki yemekler üzerine ileri geri konuşan yüzsüz konuğa benzetir; onun görüldüğü yerde kapı dışarı edilmesi, kovulması gereken bir köpek olduğunu yazar. Peter Handke, eleştirmenlere kine varan karşıtduygusu ile ünlüdür, bir yapıtında eleştirmeni kudurgan köpeğe benzetir. Handke, Avrupa yazınında yeni coşumculuğun baş temsilcisidir. Başkaları da var, uzatmayalım.

Gerçek düşünce özgürlüğü yandaşı, eleştiri özgürlüğünü savunur. Sözleri, özellikle davranışları eleştiriye karşı hoşgörülü ise, bilin ki o kişi gerçekten düşünce özgürlüğünden yanadır. Bir de “Ben eleştiriye açığım” diyenlerden korkun. Bu kişileri eleştirdiniz mi, “Ben eleştiriye açığım, amma” diye başlayıp veryansın ederler, eleştiriye karşı olanlardan daha kötü yaparlar sizi.

Tüm özgürlüklerin bir kısıtlaması var: her kişinin özgürlüğü, başka kişilerin özgürlük alanlarıyla sınırlandırılmıştır; başkalarının özgürlük alanına giremezsiniz. Peki eleştiri, başkasının alanına girmek midir? Adam bir şey üretiyor, yapıyor; sen gidiyorsun “O öyle olmaz, böyle olur!” deyip işine karışıyorsun. Adam, “Sana ne!?” diyebilir.

Diyebilir mi acaba? Başka yönden bakalım. Sanatçı, “Bak bu senin çevrenini genişletecek, yaşamını değiştirecek, büyük tat alacaksın” deyip yapıtını önüme sürdüğünde, benim alanıma girmiş olmuyor mu? Bütün yapıtlar başka kişiler izlesin, okusun diye yapılır. Bir savla benim alanıma girmiş olan yapıtı bir izleyici olarak, eleştirmen olarak inceleyip, değerlendirmemi açıklamam, sanatçının alanına karışma sayılmaz. Başka bir bakış açısıyla, yapıt insanlığın ortak alanına sunulmuş sayılabilir. Ortak alanda olan bir nesneyi herkes özgürce eleştirebilir. Eleştiri de bu ortak alana sunulmuş olur.

Özgürlüklerin sınırı ileri sürülerek yapılacak karşı çıkışlarda bu durum göz önünde tutulmalıdır. Kısacası; eleştiri olmadan özgürlük olmayacağı gibi, özgürlük olmadan eleştiri de var olmaz.

Eleştiri nedir?


Eleştirme eyleminin ne olduğu konusunda değişik görüşler var. Eleştiriye kızılmasının bir nedeni de bu. Gündelik dilde eleştiri, “bir kimseye, bir şeye karşı yönetilen olumsuz yargı” anlamında, yergi ile eşanlamlı olarak kullanılıyor. Oysa felsefe ile sanat alanında anlamı bu denli yalınç değil.

Felsefe alanında eleştiri, 18. yy.da bütün alanlarda (sanat, mantık, bilim, politika, bg.) bir ilkeyi ya da olayı derinlemesine incelemeye girişen sağduyulu kişinin yaptığı iş olarak anlaşılırdı. Kant’ın salt usu kuramsal ve kılgısal olarak özgür ve açık incelemesinden sonra terimin anlamı değişti. Kant’a göre eleştiri, nesneyle ilgili tüm dolaysız bilgileri yadsır; eleştiri; ussal bilginin gücünün ve sınırlarının bilimidir. Değişik görüşü olan Marx’a göre eleştiri, dünyanın değiştirilmesini olanaklı kılan devrimci düşüncenin zorunlu öğesidir. 1873’te eleştirinin adını koydu: diyalektik. Kısacası felsefeye göre eleştiri; geçerliğini ve doğruluğunu sorgulamadan hiçbir savı benimsemeyen düşünce biçimidir.

Sanat alanında eleştiri değerlendirmeyle yakın anlamda kullanılır. Sanatçının konusu yaşam iken, eleştirmenin konusu sanattır. Nasıl sorusunda sanatçı “güzel”in, eleştirmen “doğru”nun ya da “geçerli”nin ardındadır. Yapıtın doğruluğunu, özgünlüğünü, geçerliliğini araştırır, eleştiri eylemi. Başka deyişle sanat eleştirisi, yalnızca olumsuz yargı belirtmez; yapıtın iyi, güzel, üstün yanlarını da belirtir; kötü, çirkin, aşağı özellikleri yanında.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.