5 Mayıs 2012 Cumartesi

ŞU KARMAŞIKLAŞAN DÜNYA

Sosyalist blok yıkıldıktan sonra tarihin sonu ilan edilmiş, dünyanın artık tek kutuplu olduğu saptaması yapılmış, Yeni Dünya Düzeni'nin kurulacağı duyurulmuştu. Bu hayaller kısa sürede söndü. Bugün tarihin sürdüğünü, birçok kutbun ortaya çıktığını, bir dünya düzeninin oluşmadığını görüyoruz. ABD eski gücünde değil, AB ile Japonya ekonomik bunalımla (kriz) uğraşıyor. Yeni ekonomik ve politik güçler ortaya çıkmış durumda.

Kapitalizm yeryüzünde egemen, küresel üretim biçimi oldu. Ancak henüz kapitalizme geçmemiş ülkeler (Afrika ve Ortadoğu'da) olduğu gibi yeni yeni kapitalistleşen ülkeler de var. Küreselleşmenin yayılmasıyla bu ülkeler de kapitalistleşecek. Tüm toplum biçimlerinde var olan eşitsiz gelişme sonucu, uluslar üstü  şirketler ve devletler arasındaki güç ilişkileri değişedurmaktadır. ABD, AB ve Japonya karşısında Rusya özellikle politik yönden, Çin özellikle ekonomik yönden rakip olmuştur. Hindistan, Brezilya hızla gelişmektedir. Bunlara Güney Afrika, Güney Kore ve Türkiye'nin katılacağı söylenmektedir. Şeriatla yönetilen İslam ülkeleri ve İslami terör örgütleri de başka bir kutup olarak yer almaktadır.

Sosyalist Blok'un yıkılmasından sonra “özgürlük ve demokrasi”nin yeryüzüne egemen olacağı ileri sürülmüştü. Buna bağlı olarak birçok askeri diktatörlükler sona erdi. Ortadoğu'da baskıcı yönetimlere karşı başkaldırışlar oldu. Eylemi başlatanlar özgürlük ve demokrasi istiyordu. Ancak bugün şeriatçıların harekete egemen olduğunu görüyoruz. Bunların oluşturacağı “İslam Cumhuriyetleri”nin halka özgürlük ve demokrasi getirmeyeceği açık. Bu çelişkili durum, laik kesimin yıllarca bu ülkeleri diktatörlükle yönetmesinden ileri geliyor, sertlik sertliği doğuruyor.

Küreselleşmenin ilk belirtisi iletişimin yeryüzü çapında etkili olması idi. Artık bilgiye ulaşmak kolay, ama yalan yanlış haberlerin yayılması da kolay. Örneğin Suriye'de neler oluyor? Suriye muhaliflerine ve  dostlarına bakarsanız kan gövdeyi götürüyor. Suriye iktidarına  ve dostlarına bakarsanız güllük gülistanlık. Hangisi doğru? Ben şundan eminim: Özgürlük isteyen muhalifler barışçı gösterilerle eyleme başladı, iktidar silahla bastırma yoluna gitti, bunun üzerine muhalefetteki kimi kesimler silahlandı, iç savaşa dönüştü eylemler.  Büyük silahlı gücü olan iktidar daha kanlı biçimde bastırma yoluna giderek binlerce muhalifi öldürdü. Hiç ölen olmadı ya da az sayıda ölüm var sözleri inandırıcı değil. Türkiye'de de bulunan Suriye'nin laik iktidarının dostları, şu an eylemdeki muhalefetin büyük oranda şeriatçılardan oluşması nedeniyle, binlerce kişinin öldürülmesini önemsemiyor. “Suriye'nin iç sorunudur” derken iktidarın kazanmasını istiyorlar. Muhalif dostları ise “demokrasi ve özgürlük” bağlamında muhaliflerin kazanması için BM'nin müdahalesinden yana. Muhalifler kazanırsa Suriye'ye demokrasi gelir mi? Belli değil, bu kez şeriatçı bir diktatörlük kurulabilir. Ama bu durum şu anki diktatörlüğü desteklememe neden olamaz. Değişim gerekli, daha sonraki değişim için şimdi bir değişim gerekli bence...

Başka bir tartışma ekonomik bunalım konusunda. Kimisi büyük şirketlerin bunalımdan kazançlı çıkmasına bakarak, “bunalım yok, varmış gibi gösterip halkı sömürüyorlar” diyor. Kimsi ise AB ülkelerinin, vb. durumuna bakarak “kapitalizm - liberalizm kötü bunalımda ama gizlemeye çalışıyorlar” diyor. Türkiye'de “bunalım teğet geçti” diyen var, “çok kötü durumdayız” diyen var. Hepsinin kaynağı aynı, dünya gerçekliği. Oysa birtakım genel doğruları göz ardı etmezsek şunu görürüz: Kapitalist ekonomi planlı programlı olmayan karmaşık bir yapı olduğu için, sık sık tümünde ya da şu veya bu kesiminde sorunlar, bunalımlar yaşamaktadır. Bunalım kimi kez çok derin olur, kimi kez az derin. Ölen ölür, kalan sağlar ve yeni katılımlarla kapitalizm yoluna devam eder. Kapitalizm şimdiye dek yaralarını sarmakta başarılı oldu. Çünkü hâlâ üretici güçleri geliştirebiliyor ve bu durum yeryüzündeki tüm ülkeler tam anlamıyla kapitalist olana dek sürecek gibi.

Küresel iletişimde doğrular da yer alıyor, yanlışlar da. Bir yandan kutuplaşma, bir yandan hâlâ saydam olmama insanları çamur atmaya ya da her şeyin altında bit yeniği aramaya itiyor. Ulus devletler düşman yaratmayı sürdürdükçe, gerçekten demokrat olmaya çalışmadıkça şu bilgi kirliliği sürüp gidecek.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.