Kapitalizm yeryüzünde egemen, küresel üretim biçimi oldu.
Ancak henüz kapitalizme geçmemiş ülkeler (Afrika ve Ortadoğu'da) olduğu gibi
yeni yeni kapitalistleşen ülkeler de var. Küreselleşmenin yayılmasıyla bu
ülkeler de kapitalistleşecek. Tüm toplum biçimlerinde var olan eşitsiz
gelişme sonucu, uluslar üstü
şirketler ve devletler arasındaki güç ilişkileri değişedurmaktadır. ABD,
AB ve Japonya karşısında Rusya özellikle politik yönden, Çin özellikle ekonomik
yönden rakip olmuştur. Hindistan, Brezilya hızla gelişmektedir. Bunlara Güney
Afrika, Güney Kore ve Türkiye'nin katılacağı söylenmektedir. Şeriatla yönetilen
İslam ülkeleri ve İslami terör örgütleri de başka bir kutup olarak yer
almaktadır.
Sosyalist Blok'un yıkılmasından sonra “özgürlük ve
demokrasi”nin yeryüzüne egemen olacağı ileri sürülmüştü. Buna bağlı olarak
birçok askeri diktatörlükler sona erdi. Ortadoğu'da baskıcı yönetimlere karşı
başkaldırışlar oldu. Eylemi başlatanlar özgürlük ve demokrasi istiyordu. Ancak
bugün şeriatçıların harekete egemen olduğunu görüyoruz. Bunların oluşturacağı
“İslam Cumhuriyetleri”nin halka özgürlük ve demokrasi getirmeyeceği açık. Bu
çelişkili durum, laik kesimin yıllarca bu ülkeleri diktatörlükle yönetmesinden
ileri geliyor, sertlik sertliği doğuruyor.
Küreselleşmenin ilk belirtisi iletişimin yeryüzü çapında
etkili olması idi. Artık bilgiye ulaşmak kolay, ama yalan yanlış haberlerin
yayılması da kolay. Örneğin Suriye'de neler oluyor? Suriye muhaliflerine
ve dostlarına bakarsanız kan gövdeyi
götürüyor. Suriye iktidarına ve
dostlarına bakarsanız güllük gülistanlık. Hangisi doğru? Ben şundan eminim:
Özgürlük isteyen muhalifler barışçı gösterilerle eyleme başladı, iktidar
silahla bastırma yoluna gitti, bunun üzerine muhalefetteki kimi kesimler
silahlandı, iç savaşa dönüştü eylemler.
Büyük silahlı gücü olan iktidar daha kanlı biçimde bastırma yoluna
giderek binlerce muhalifi öldürdü. Hiç ölen olmadı ya da az sayıda ölüm var
sözleri inandırıcı değil. Türkiye'de de bulunan Suriye'nin laik iktidarının
dostları, şu an eylemdeki muhalefetin büyük oranda şeriatçılardan oluşması
nedeniyle, binlerce kişinin öldürülmesini önemsemiyor. “Suriye'nin iç
sorunudur” derken iktidarın kazanmasını istiyorlar. Muhalif dostları ise
“demokrasi ve özgürlük” bağlamında muhaliflerin kazanması için BM'nin
müdahalesinden yana. Muhalifler kazanırsa Suriye'ye demokrasi gelir mi? Belli
değil, bu kez şeriatçı bir diktatörlük kurulabilir. Ama bu durum şu anki
diktatörlüğü desteklememe neden olamaz. Değişim gerekli, daha sonraki değişim
için şimdi bir değişim gerekli bence...
Başka bir tartışma ekonomik bunalım konusunda. Kimisi
büyük şirketlerin bunalımdan kazançlı çıkmasına bakarak, “bunalım yok, varmış
gibi gösterip halkı sömürüyorlar” diyor. Kimsi ise AB ülkelerinin, vb. durumuna
bakarak “kapitalizm - liberalizm kötü bunalımda ama gizlemeye çalışıyorlar”
diyor. Türkiye'de “bunalım teğet geçti” diyen var, “çok kötü durumdayız” diyen
var. Hepsinin kaynağı aynı, dünya gerçekliği. Oysa birtakım genel doğruları göz
ardı etmezsek şunu görürüz: Kapitalist ekonomi planlı programlı olmayan
karmaşık bir yapı olduğu için, sık sık tümünde ya da şu veya bu kesiminde
sorunlar, bunalımlar yaşamaktadır. Bunalım kimi kez çok derin olur, kimi kez az
derin. Ölen ölür, kalan sağlar ve yeni katılımlarla kapitalizm yoluna devam
eder. Kapitalizm şimdiye dek yaralarını sarmakta başarılı oldu. Çünkü hâlâ
üretici güçleri geliştirebiliyor ve bu durum yeryüzündeki tüm ülkeler tam
anlamıyla kapitalist olana dek sürecek gibi.
Küresel iletişimde doğrular da yer alıyor, yanlışlar da.
Bir yandan kutuplaşma, bir yandan hâlâ saydam olmama insanları çamur atmaya ya
da her şeyin altında bit yeniği aramaya itiyor. Ulus devletler düşman yaratmayı
sürdürdükçe, gerçekten demokrat olmaya çalışmadıkça şu bilgi kirliliği sürüp
gidecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.