1 Mayıs
Türkiye’de herkes demokrasi ve özgürlük savunucusu olarak
görünüyor. Ama demokrasi ve özgürlükler yalnızca isteyenin kendisiyle sınırlı,
gerçekte başkaları, hele karşıtları için istemiyor. Kiminin böyle olduğu az çok
belli. Ama kimisi bunu gizliyor ya da ayırdında değil tam demokrat olmadığının.
Bu konu 1 Mayıs tartışmasıyla öne çıktı benim için. 1 Mayıs
1977’de Taksim’deydim. Devletin kışkırtma eyleminde bulunduğu kesin. Devletin
bir kesime karşı komplo yapması doğru mu? Kuşkusuz yanlış! Ancak 1977’de soğuk
savaş ortamında dünyanın bir kutbunda anti-komünist havanın egemen olduğunu
biliyoruz. Devlet, solcuları toplumun bir parçası olarak değil düşman olarak
görüyordu. Solcular ise bu gerçekliğe karşın, hem devrimi yakın sandığından hem
Leninist-Stalinist gelenek gereği, oportünist olarak gördüğü tüm sol grupları
burjuvazi ve devletten daha büyük düşman gibi görüyordu. Sol gruplar devlet
güçlerini göz ardı edip ülkücü komandolar ve birbirileriyle mücadeleyi temel
almıştı. Aklın yolu sol içi kavgayı bırakıp devletin gerici güçlerine karşı
mücadeleden geçiyordu, ama nerede…
Halil Berktay’ın devletin rolünü hafifsemesi yanlış, ama sol
içi şiddet konusunda söyledikleri doğru. Kimi sol grupların Kemal Türkler’i konuşturmayacağını
açıklayarak alana girmeye çalışmasına karşı DİSK’in onları alana sokmamaya
çalışması devlet güçlerinin istediği ortamdı. Bu ortam olmasaydı devlet
kışkırtması olmaz mıydı? Olabilirdi. Ama onlara fırsat vermeyecek biçimde
davranmak solun göreviydi. 35 yıl sonraki tartışmalar, hâlâ birbiriyle kavga
etmesi, solun bunlardan ders çıkarmadığını gösteriyor.
Berktay’a karşı takınılan açık düşmanca tutum, solun ne
denli demokrat ve özgürlükçü olduğunu gösterdi. Hepsinin demokrasi ve özgürlük
konusunda sınırları, kırmızıçizgileri var. Geçmişe yöneltilen eleştiri, hakaret
olarak algılandı. Berktay bütünüyle yanlış şeyler yazmış olsa bile, Voltaire
tutumu takınılmalıydı oysa.
Başkanlık sistemi
Başkanlık sistemini yalnız Başbakan istiyor, o istediği için
isteyenlerde var. Kimileri Erdoğan Başkan olacağı için karşı çıkıyor, aslında örneğin
Kılıçdaroğlu’nun Başkan olacağı anlaşılsa karşı çıkmayacaklar. Yani Başkanlık
Sisteminin kendisi tartışılmıyor, kimin olacağına göre tutum takınılıyor.
Başkanlık Sistemi’ne karşıyım, seçimle başımıza kral
getirmek gibi. Düzgün çalışan parlamenter sistem, daha çoğulcu, daha demokratik
olur. Ancak Başkanlık Sistemini tartışmaktan kaçınmam, ayrıntılarını bilirsem.
Kimse ayrıntılara girmiyor, ayrıntıda neye karşı çıktığını belirtmiyor. Bir
yazar Başkanlık Sisteminde CHP’ye iktidar yolunun açılabileceğini yazdı. Öyle,
Erdoğan’a karşı güçlü aday çıkartabilirse, iki aşamalı seçimde Başkanlığı
alabilir. Her zaman demokrasiden yanayım, daha özgürlükçü bir durum yaratacaksa
niçin karşı çıkayım Başkanlık Sistemine?
Gerçek demokrat
Dört dörtlük demokratı saptayacak turnusol kâğıdı yok, kendime
göre ölçütlerim var. Birincisi, kendi görüşünden olmayana kızıyorsa,
küçümsüyorsa, yanıtlamak yerine hakaret ediyorsa demokrat değildir. Örneğin
liberal değilim, ama onlardan “liboş” diye söz edenlerin demokratlığından
kuşkulanırım. AKP’ye oy vermedim, sol görüşten birinin iktidara gelmesini
isterim. Ama eleştirmek yerine AKP’nin her yaptığını kötüleyenlerin, her
yaptığına karşı çıkanların, yaptığı birkaç iyi şeye çamur atanların
demokratlığından kuşkulanırım. 10 yıldır muhalefetin iktidara çelme takmak
dışında bir şey yapmamasını toplum yararına görmüyorum. Yılmaz Erdoğan’ın
filmlerde ezan sesi olmamasını sorgulamasına demokratça olmayan tepkiler
verildi: “Yalaka… Sen filmlerinde neden yer vermedin?...” Yani sorgulamanın
doğruluğu yanlışlığı tartışılmak yerine kişiliğe hakarete yönelindi. “Yalaka”
argo sözü çok yaygınlaştı, hükümetin yatığı bir şeye “Bu iyidir” diyene hemen
bu söz yapıştırılıyor. Bu duruma göre Türkiye halkının %51’i (% 58 de
denebilir)yalaka. Onlara göre halkın kendi kendisini yönetmesi nasıl olacak
acaba? Aynı kişi ve çevreler bundan 2 yıl önce “yetmez ama evet” diyenlere
kafayı takmış durumda, akıllarından hiç çıkmıyor. Hükümetin beğenmedikleri en
ufak bir şey yapması durumunda, hükümete değil dönüp yetmez ama evetçilere
çatıyorlar. Onlar çok iyi muhalefet yapmışlar ama Anayasa referandumunda evet
çıkması her şeyi bozmuş. Yetmez ama evetçiler olmasaydı referandumda yine evet
çoğunluğu alacaktı. Bu solcular, Anayasanın küçük bir bölümünü değiştiren
referandumda evet oyu veren solcuları düşman bellemiş durumda, bölünmek için
bahane bulmuşlar.
İkinci ölçütüm kişinin özel yaşamındaki davranışıdır,
sözlerine oranla daha güçlü kanıt oluşturur. Örneğin evinde eşine ve
çocuklarına karşı, işyerinde arkadaşlarına ve astlarına karşı özgürlükçü mü?
Dernek başkanı, parti başkanı ise örgüt içinde demokrasi uyguluyor mu? Ne yazık
ki, STK olsun, yığın örgütü olsun, parti olsun, yönetime geçen herkes koltuğa
yapışıp otoriterliğe geçiyor. Nerden biliyorsun derseniz, hepsinde çalıştm. Hiçbir
parti başkanı demokrat değil. CHP İstanbul il kongresinde “Genel Başkan Alevi,
bari il başkanı Alevi olmasın” görüşünün egemen olduğu söylentisi var. Oysa
adayın il başkanlığı için uygun olup olmadığı önemlidir. Demokratik bir partide
Alevi-Sünni ayrımının yapılmaması gerekir. Demokratlık, “halkın %50’sinin oyunu
aldım, her şeye ben karar veririm” davranışı da değil. Çünkü orada vekil olarak
bulunuyorsun, asil değil. Yalnızca çoğunluğun görüş ve isteklerini dikkate
almak demokratlık sayılmıyor. Azınlık da mutlu yaşamalıdır devletin yönetimi
altında. Hükümet sadaka-zekât anlayışıyla yoksullara yardım etmeyi yeğliyor.
İslami kurala göre davranırken ona oy veren işçi ve memur yığınının (milli
iradenin) ücretlerde iyileşme isteklerini göz ardı ediyor. Tiyatrocular söz
konusu olunca milli irade, işçiye memura gelince devlet çıkarları. Demokrasi
adına tutarlı bir davranış değil.
Üçüncüsü, değişik olaylara gösterilen tepkidir. Arap
ülkelerinde halk hareketleri oldu diktatörlüklere karşı. Ulusalcı solcular, bu
hareketlerde sonradan dincilerin egemen, diktatörlerin ise laik olması
nedeniyle diktatörleri desteklemeye başladılar. Şeriat gelmesin de ne gelirse
gelsin aklını yürüttüler. Şeriat yönetimine karşıyım ama dindarların bir şey
isteme hakkı yok mu, onlar insan değil m? Hayır, onlara göre entel azınlığın
yönetimi çok iyidir, demokrasi halkın kendi kendisini yönetme hakkı değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.