Haziran 2011
seçiminin genel teması “yeni anayasa” idi. Muhalefetten çok iktidar yeni
anayasadan söz ediyordu. Geç de olsa çalışmalar başladı gibi, bir şeyler
yapılıyor gibi, daha çok dostlar alışverişte görsün gibi. Yeni anayasanın
yazımına Mayıs ayı başında ‘Temel Hak ve Özgürlükler’ bölümünden başlayan
Uzlaşma Komisyonu’nun alt komisyonu olan Yazım Komisyonu, partilerden bu başlık
için gelen önerileri tek metinde birleştirdi, 45 başlık belirledi. Bugüne
değin ancak beş maddede uzlaşıldığı açıklandı. Beş madde de suya sabuna dokunmadan,
“çok genel doğrular” ele alınarak anlamı yoruma açık biçimde yazılmış.
1 – “İnsan onur ve haysiyeti dokunulmazdır. İnsan onur ve
haysiyeti insan haklarının ve anayasal düzenin temelidir. Devlet, insan onur ve
haysiyeti ile insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına saygı duyar,
bu değerleri korur ve bunların önündeki tüm engelleri kaldırır.” Maddesi ne
anlatıyor? Anlatımı bozuk, tekrarı çok, ‘insan onur ve haysiyeti’ ibaresini üç
kez yinelemiş, ayrıca sözlüğe bakarsanız onur ve haysiyet eş anlamlı. İnsan
onuru kavramının değişik yorumları olmasını bir yana bırakalım, anayasada bu
kavram yer almazsa yargı ya da bürokrasi “İnsan onurunu korumak benim görevim
değil” mi diyecek?
2 – “Herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez,
vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere/özgürlüklere sahiptir. Temel hak ve
hürriyetler/özgürlükler bir bütündür ve birbirini tamamlar”. Yine çok yuvarlak
bir madde, temel hak ve özgürlükler kavramından herkes aynı şeyi mi anlıyor?
Kavramın açılımı, yani neler olduğu önemli. Meclisteki partilerin her biri
farklı hak ve özgürlükler isteyecektir ve ayrıntıda uzlaşma noktaları azalacaktır.
O zaman daha az hak ve özgürlüğümüz mü olacak?
3 – “Herkes hayat (yaşama) hakkına sahiptir. Meşru müdafaa
ve suçla mücadele esnasında kanunun cevaz verdiği hallerde, hayat (yaşam)
hakkını ortadan kaldıracak ya da tehlikeye düşürecek ölçüde güç kullanımının
kesinlikle gerekli olduğu durumlar istisnadır.” Kimse yaşam hakkına sahip
değildir ya da kimileri sahiptir kimileri sahip değildir diyen biri mi var? Bu
madde daha çok, güvenlik güçlerinin ceza almasını önlemeye yarar.
4 – “Herkes, maddi ve manevi varlığını koruma, geliştirme ve
buna saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ya da
kişinin aydınlatılmış rızası esas alınmak şartıyla (koşuluyla) kanunda açıkça
belirtilen haller dışında, bilimsel ve tıbbi deneyler dâhil, kişinin vücut
bütünlüğüne dokunulamaz. İnsanın bedeni ve organları insan onur (şeref) ve
haysiyetine aykırı bir şekilde metalaştırılamaz.” Bu madde yasayla düzenlenmesi
gerek bir ayrıntıya almış, maddi ve manevi varlığı korumadan girmiş, tıbbi
deneyler ve organ ticaretinden çıkmış. “İnsan onur ve haysiyeti” kavramı yine
önümüze çıkıyor.
5 – “İşkence ve kötü muamele yasaktır. Hürriyetlerin
(özgürlüklerin) kısıtlanması ve cezaların infazı halleri de dâhil olmak üzere
kimse insan onur (şeref) ve haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya çarptırılamaz
veya muameleye tabi tutulamaz.” Bu insan onur ve haysiyeti kavramı ne önemli
bir kavrammış, önemini yeni anlıyoruz!? Bunu bir yana bırakırsak, belki
anayasaya girmesi gereken tek madde bulunmuş diyebiliriz.
Kısacası hızlı, yoğun bir çalışma yok, sonuç ne zaman çıkar
bilinmez. Ancak gidişe bakarsanız “çok genel doğruları” kaleme alarak yepyeni
bir anayasa yazılabileceği sanılıyor. Oysa bu genel doğruları anayasaya
almasanız da olur. Önemli olan, “tartışmalı konularda” uzlaşmaya vararak yol
gösterici olmaktır.
Bu Meclis Anayasa
Yapabilir mi?
Baştan
“Bu Meclis anayasa yapabilir” denmişti. Yasal olarak TBMM’nin anaysa yapmasına
engel yok, bir anayasa hazırlayıp halk oylamasına sunabilir. Ama bu özlenen
anayasa, Türkiye’yi 12 Eylül ortamından çıkaracak, her bakımdan ileriye
götürebilecek anayasa olabilir mi? İşte bu kuşkulu görünüyor. Uzlaşma
Komisyonu, bir türlü uzlaşıp tam sonuca varamıyor. Çünkü arka planda çatışma
var. Partiler birbirinden korkuyor, korkularını doğrudan dile getireceklerine,
dolaylı yoldan engeller çıkarıyor. Bunun birçok nedeni var:
1 – TBMM
üyeleri, genel başkanların askerleri olacak adaylar arasından seçildi.
Görevleri, Meclisin çalışmalarında genel başkana koşulsuz destek vermektir.
İçlerinde anayasa ve hukuk konusunda bilgili kişiler olsa bile, anayasa
hazırlama sırasında farklı davranışta bulunmayacaklardır.
2 – TBMM’nin
birçok görevi var. Bunları yaparken, eklenen anayasa hazırlama görevini
hakkıyla yerine getirmesi beklenemez, çünkü anayasa hazırlığı çok zaman alıcıdır,
çok emek ister. Uzlaşma komisyonunun sunacağı metnin Mecliste aynen kabul
edileceğini sanmıyorum, daha çok tartışılacaktır.
3 – Aşırı
kutuplaşma yıllardır sürmektedir. Muhalefetin de, iktidarın da kutuplaşmayı
giderme girişimi olmamaktadır. Türkiye’nin önemli bir sorunu olan Kürt-PKK konusunun
bir yanı olan BDP ile AKP uzlaşmazlık içindedir. Bu kutuplaşmalardan uzlaşma ve
toplumun isteğini yansıtacak anayasa çıkmaz.
İyi
bir anayasa yapmak isteniyorsa, Anayasa Hazırlama Meclisi (AHM)
oluşturulmalıdır. Partilerin gireceği ya da kendi içlerinde yapacağı seçimle AHM
üyeleri belirlenebilir (örneğin 150 kişi). AHM’ye üniversitelerin, kitle
örgütlerinin temsilciler alınabilir. AHM’ye girecek parti temsilcilerini büyük
olasılıkla genel başkanlar belirleyecektir. Ancak bu üyelerin özellikleri, TBMM
üyelerinin özelliklerinden farklı olacaktır.
Yeni Anayasa
Nasıl Olmalı?
Geçmişten dersler almak gerekir, ama geçmişe tepki göstererek anayasa
hazırlanmaz. Tepki anayasalarının yaşam süresi kısadır. Geçmişten alınacak
öğrenekler şunlardır:
1 – Demokrasi herkese yarar. Bir zamanlar iktidar partisi demokrasi
yokluğundan yakınıyordu, şimdi muhalefet partileri yakınıyor. Kuşkusuz herkes
“kendine demokrat”, ama herkes için demokrasi iktidara da muhalefete de yarar.
2 – Özgürlükler, eşit olarak herkese tanınırsa, herkes özgür olacaktır.
Özgür ortamda herkes görüşlerini açıklayabilir, tartışabilir, birbirini ikna
edebilir; demokrasi ve hukuk dışı yollara başvurmayı kimse düşünmez. Özgürlükleri
kısıtlamaya başladığınız zaman, kısıtlamanın sonu gelmez ve kısıtlamadan herkes
zarar görür.
3 – Anayasanın dili herkesin farklı yorumlayacağı biçimde olmamalıdır.
Maddeler, cümleler kısa ve açık (tek anlamlı) olmalıdır. Anayasanın kısa olması
beklenir, her yurttaş anayasayı kolayca okuyabilmeli, anımsayabilmelidir.
4 – Anayasa toplum yaşamıyla ilgili her konuyu düzenlememelidir. 12 Eylül
anayasası, her konuya ayrıntılı girdiği için sık sık değiştirildi. Anayasa,
uluslararası hukuk kurallarıyla temel ilkeleri belirlemeli; ayrıntıları ve
birçok konuyu yasalara bırakmalıdır. Koşullar değiştiğinde TBMM yasaları
değiştirebilir, anayasayı değiştirmeye gerek kalmaz.
5 – Ekonomi, kalkınma, toplumsal ve kültürel yaşam konusunda değişik
görüş ve yöntemler var: muhafazakâr, liberal, sosyal-demokrat, karma, bg.
Anayasaya her konuda kesin kurallar konması, iktidara gelen partilerin halktan
yetki aldıkları vaatlerini uygulamalarının önünde engel olacak, o zaman
anayasayı değiştirme gündeme gelecektir. Oysa belli bir görüş doğrultusunda
(Kemalist, konservatif, bg) keskin kurallar konmazsa, değişen koşullara göre
değişik bir partinin iktidara gelerek değişik yöntem uygulayabilmesinin önü
açılır.
6 – Anayasa gelecek gözetilerek hazırlanmalıdır. Küreselleşen ekonomi ve
politika; devletlerin görevlerinde değişiklik yapıyor. Dünyadan soyutlanmış
ekonomik ve politik çalışma yapamayacağımıza göre, bu değişim anayasaya
yansıtılmalıdır.
7 – Bazı ayrıntılara girersek; bir türlü sağlanamayan kuvvetler
ayrılığını ve gerçekte laik olamayan devletin laik olması sağlamak başlıca
görevlerdir. Hukuk devleti güvencelerini zayıflatan 82 Anayasasına karşıt
olarak, yargıyı adaleti sağlamakta daha etkin kılacak mekanizmalar
geliştirilmelidir. Dördüncü kuvvet önemlidir: Basın ve yayın; buna özerk
kurumlar, odalar, sendikalar, hükümet dışı örgütler (STK) de eklenebilir. Çok
kültürlü bir ülke olmamız anayasaya yansımalıdır, ama uluslararası çağdaş
kültüre ulaşmayı erek edinmelidir. Anayasal yurttaşlık açısından
özgürlük-adalet-dayanışma üçlüsü eksen oluşturmalıdır. Demokrasi sözlük
anlamıyla (bu anlamı yeğliyorum), halkın kendi kendisini yönetmesi olduğuna
göre, halkın yönetime katılımının önünü açacak kurallar konmalıdır. Bağlı
olarak merkezin güç ve sorumluluğu azaltılırken, yerel yönetimlerin demokratik
biçimde güç ve sorumluluğu artırılmalıdır.
Ne diyeyim, “inşallah” olur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.